Çift Kutuplu Sistemin Günümüz Konjonktürü İle Karşılaştırmalı Analizi: Soğuk Savaş Sonrası ABD Önderliğinde Çok Kutuplu Sistem

Öz

Soğuk Savaş dönemi, blokların nasıl hareket edeceğinin öngörülebildiği bir sistemdir. Çünkü sadece çift kutuplu bir sistem söz konusudur ve bu kutupların içerisinde olanlar ve olmayanlar vardır. Bu bağlamda ABD’nin Sovyetleri çevrelemesi ve Sovyetlerin de ABD’nin etkinliğini kırmak istemesi ön plandadır. Bugün, dünyanın içine girdiği sistem yeni bir Soğuk Savaş olarak tanımlanmaktadır. Sonuçta Vekâlet Savaşları devam etmektedir. Suriye böyle bir örnektir. Ancak her şeyden önce kazanan bloğun değişen politikaları bile yenilenmiş Soğuk Savaş’ın gerçekleştiğini değil, eskimiş Soğuk Savaşı’n örneklerini göstermektedir. Bir başka deyişle, dünyanın yeni tipolojisi Soğuk Savaş’ın özelliklerini gösteriyor olsa da tamamen Soğuk Savaş’taki gibi değildir. Bu bağlamda tehdit algısının çok boyutlu bir analizi de gereklidir. 11 Eylül sonrası dönem önemlidir. Keza NATO üzerinden de bir analiz yapılmalıdır ki NATO Sovyet tehdidi için kurulmuştur. Dolayısı ile Sovyetlerin yıkılması ve Soğuk Savaş’ın bitmesi ile birlikte çift kutuplu sistem ortadan kalkmıştır. Yeni güvenlik anlayışları hatta müttefik anlayışları da değişmiştir. Ancak ABD’nin süper güç olduğu sistemde, tek kutuplu bir sistemden de bahsetmek mümkün değildir. Peki yeni sistem nedir?

Anahtar Kelimeler

ABD, Sovyetler, Soğuk Savaş, Afganistan, Türkiye, güvenlik

Nur Beliz ERDOĞAN YÜKSEL[1]

GİRİŞ

Bu çalışmada günümüz konjonktürü ile Soğuk Savaş’ın karşılaştırmalı bir analizi gerçekleştirilecektir. Dolayısı ile ilk olarak kısaca I. Dünya Savaşı sonrası iki kutuplu sistem tartışılacaktır. Yani Soğuk Savaş Dönemi ele alınacaktır. Bu dönemde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Rusya arasında ya da bloklar arasında doğrudan savaş çıkmamıştır. Liderlerin çeşitli sebeplerle karşı karşıya gelmesine rağmen doğrudan temas etmemesi söz konusudur. Ama bu onların savaşmadığı anlamına da gelmemelidir ki bunun için ikili ilişkilerin gerildiği dönemler örnektir. Soğuk Savaş’ta blokların daha çok Vekâlet Savaşları ile karşılaşması günümüz konjonktürünün de çift kutuplu bir sistem olarak nitelendirilmesine neden olmaktadır. Ancak Soğuk Savaş sonrası dönem de bir bloğun kendini lağvetmesi söz konusudur. Keza kazanan bloğun kendi hegemonyasını sağlama alması için yeni arayışlara da girmesi gereklidir.

İşte bu çalışmada kazanan ABD’nin mevcut müttefik anlayışı ve değişen güvenlik anlayışı ile birlikte günümüz konjonktüründeki sistemin yapısı incelenecektir. Bu bağlamda çalışmanın ikinci bölümünde, ABD ve Türkiye diyadik ilişkileri üzerinden bir vaka incelemesi yapılacaktır. Soğuk Savaş’ta Türkiye ve Soğuk Savaş sonrası Türkiye dış politikası, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) üzerinden görülecektir. Akabininde Soğuk Savaş’taki ABD güvenlik anlayışının Sovyet odağı değerlendirilecektir ki spesifik olarak Afganistanlı mücahidler ve Afganistanlı teröristler algısı ile önemlidir.

1. SOĞUK SAVAŞ

Sovyetler ve ABD, Nazi Almanyası’na karşı aynı tarafta olsa da fikir ayrılıkları vardır.[2] Dolayısı ile doğrudan değil dolaylı yoldan karşılaşmaktadırlar. Bu minvalde, Truman Doktrini ve Marshall Planı Soğuk Savaşı’n miladı olarak alınırsa kısaca bahsetmekte fayda vardır. Şöyle ki, Truman Doktrini ile ABD’nin Yunanistan ve Türkiye’ye askeri yardımını ön plana çıkarmak gerekirse, Sovyetlerin etkisi altına girme ihtimali olan ülkelerin koruma altına alındığını söylemek mümkündür. Marsall Planı ise daha çok Avrupalı devletlerin Soğuk Savaş’ın etkisine girme ihtimalidir, bu bağlamda yine Türkiye’nin de aldığı gıda yardımları vardır.[3] Ancak bu iki unsura rağmen tek bir başlangıç ile ifade etmek gerekirse, Kore Savaşı’ndan bahsedilebilir.[4] Sovyetler Kuzey Kore’ye sahada resmen görülmese de askeri yardım yapmıştır, Çin de gönüllüler adı altında yardım göndermiştir çünkü doğrudan ABD’yi karşısına almak istememiştir. Güney ise ABD ve müttefiklerinin ön plana çıktığı bir mücadeleye örnektir. Soğuk Savaş’ın ilk sıcak çatışmasıdır. Ancak Kore aynı aileden gelen bir bütündür, rejimsel bir ayrışma sıcak çatışmayı gerçekleştirmiştir. Aslında büyük aktörlerin dâhil olması ile sıcak çatışma olmuştur. Bu noktada belki güç paylaşım modeli ile bir anlaşma sağlanabilecek olsa da, Kore Savaşı ABD ve Sovyetler arasındaki güç mücadelesinin ilk örneğidir ve elbette bir anlaşma olmamıştır.

ABD’nin Müttefik Anlayışında Bir Vaka İncelemesi: Türkiye

Türkiye Kore Savaşı’na savaşa doğrudan müdahil olmuş bir aktördür. Sovyet tehdidi altında kendini güvende hissetmeyen bir devlet olduğu için NATO ile korunmak istemiştir.[5] ABD’nin yönlendirmesi ile sahada hareket etmiştir. Bu minvalde İngilizce eksikliği öne çıkarılarak Türkiye Sovyet ve Çin cephesine doğrudan taarruza geçmiştir ve büyük bir kayıp vermiştir. İşte Soğuk Savaş’ın vekâlet üzerinden devam ettiği bu şekilde de örneklenebilir.[6] Keza Vietnam Savaşı’da böyledir. ABD’nin tarihte gördüğü çukurlardan biridir. ABD arkasına bakmadan kaçmıştır. Kuzey Kore’deki örnek gibi vekâlet söz konusudur. Vietnam Fransız sömürgesidir, Fransızların çekilmesi sonrası güç mücadelesine girilmiştir.[7] Yine Afganistan ve Sovyetlerin savaşı da böyledir. ABD o gün mücahid dediği Afganlara destek sağlamıştır ki silah yardımları böyle bir örnektir.[8] Sonuçta görülmektedir ki, Soğuk Savaş sadece vekâlet savaşları ile açıklanamaz, silahlanma yarışı da vardır.[9] Ancak bu yarışın zaman zaman tırmandığı ve zaman zaman da yumuşadığı da unutulmamalıdır.

1961’de U2 Casus Uçağı. ABD ve Sovyetlerin karşılıklı birbirini gözetlemesi öne çıkmaktadır.[10] ABD’nin Sovyet silahlarını görüntüleme isteği U2 ile öne çıkmıştır. Bu casus uçak Türkiye’den kalkmıştır ve Sovyetler silah sanayisini incelemek üzere fotoğraflamalar yapmıştır. Uçak Sovyetler tarafından düşürülmüştür ve Türkiye yine zor durumda kalmıştır. Ancak düşürülen uçak ABD uçağıdır ve ABD ile Sovyetlerin ilişkileri de gerilmiştir. Akabininde Domuzlar Körfezi Çıkartması’nda ile ilişkiler tekrar gerilmiştir. Son olarak 1963 Füze Krizi’nde yine Türkiye başroldedir. ABD Sovyetleri baskılamak için İzmir’e nükleer füzeler yerleştirmiştir. Sovyetler ise Küba’ya bir konuşlandırma yapmıştır. Sonuçta ABD ve Rusya bu kez doğrudan karşı karşıya gelmiştir. Aslında U2 Krizi’ndeki casus uçağının çektiği fotoğraflar ile ABD, Rusya’nın hareketliliğini fark etmiştir. Dolayısı ile bu bir savaş sebebi sayılmıştır. Kısacası dünya 1963’te nükleer bir savaşın eşiğinden dönmüştür. Soğuk Savaş ile birlikte 1960’lar sonrası insanlık adına ve siyaset adına devletler karşılıklı nükleer silahlarını indirmeye başlamıştır. Avrupa’da sağlanmak istenen barışa yönelik girişimler böyle bir örnektir.[11]

2. SOĞUK SAVAŞ SONRASI YENİ BİR TİPOLOJİ

Soğuk Savaş döneminde, ABD ve Rusya’nın silahlanma yarışı sadece dünya ile sınırlı değildir. Aynı zamanda uzaya da sıçramış bir yarış söz konusudur. Yapay uydunun Sovyetler ile gönderilmesi sonra ABD’nin Apollo 11’i böyle bir çıktıdır.[12] Yani uzayda dahi bir Soğuk Savaş vardır, psikolojileri de dikkate alarak hakimiyeti sağlamak isteyen bir savaş… Sonuçta Soğuk Savaş tek boyutlu bir savaş değildir; zaman zaman kültürel, zaman zaman teknolojik, zaman zaman psikolojik, zaman zaman ekonomik ve zaman zaman da silah sanayisine yöneliktir. Bu minvalde günümüz konjonktüründe yaşanan durumlar tarihin tekerrürü bağlamında nitelendirilmektedir ancak tamamen Soğuk Savaş olarak görülemez çünkü en başta Sovyetler ortadan kalkmıştır.

Günümüzde de Soğuk Savaş’ta olduğu gibi bir hegemonya yarışı söz konusudur. Ancak sistem değişmiştir. Sonuçta Soğuk Savaş varken Viyana’da kurulan güç dengesi varmış gibi ya da tam tersi söz konusu iken Soğuk Savaş varmış gibi analiz yapmak doğru olmayacaktır. Ayrıca Soğuk Savaş öngörülebilir bir sistemdir, çünkü belli bloklar ve belli devlet liderlerinin belli politikaları vardır. ABD Sovyetlerin etkinliğini kırmak isterken Sovyetler de ABD’nin etkinliğini Varşova Paktı üzerinden kırmak istemektedir. Ancak şu anda yeni yükselen güçler de vardır ve dış politikalar sadece ABD veya sadece Rusya’nın yönlendirmesi ile şekillenmemektedir. Artık iki kutuplu sistem yoktur, Soğuk Savaş sonrası yeni bir tipoloji gelişmiştir.

2.1. ABD Önderliğinde Çok Kutuplu Sistem

Günümüz konjonktüründe tek kutuplu sistemin olup olmadığına yönelik de bir eleştiri yapılması gerekir. Şöyle ki, belki ABD’nin tek kutuplu sistemi denediğini söylemek mümkündür ki bu yönde de bir isteği olmuştur ancak başarılı olduğunu söylemek mümkün değildir. ABD; Sovyetleri yenmiş olabilir, liberal Batı komünist Doğu’yu yendi! İşte bu bağlamda birkaç örnek üzerinden bakmak gerekirse; şöyle ki, Kuveyt’ten Saddam’ı çıkaran ABD’nin vaat ettiğini gerçekleştiremediği görülmüştür. Yani Saddam’ı iktidardan indirememesi söz konusudur. Yine Somali’deki iç savaşa rolü gereği müdahale eden ABD’nin Somali’den çıkamaması görülmüştür.[13] Bu bağlamda Somali’ye gönderilen ABD helikopteri Somalili milisler tarafından düşürülmüştür ve ABD’li askerler yerlerde sürünmüştür.

Her şeyden önce 11 Eylül değerlendirilmelidir, zamanında mücahid diyerek en teknolojik silahların yardımını yapan ABD’nin yine o mücahidler(?) tarafından saldırıya uğraması görülmüştür. İkiz Kuleler böyle vurulmuştur ki ABD bu mücahid dediklerini daha sonra terörist ilan etmiştir. Zaten Saddam’ı cesaretlendiren de ABD’dir, sonuçta ABD ulusal çıkarlarına(!) ters düştüğü zaman liderleri ve devletleri; başıbozuk lider ya da serseri devletler söylemi üzerinden güvenlikleştirmiştir.[14] Bu bağlamda Afganistan’a giren ABD’nin Afganistan’dan çıkamaması da görülmüştür. Sonuçta hala yeni bir devlet kurulamamıştır ve ABD burada da başarısız olmuştur. Aslında bunların hepsi Vietnam Sendromu’nun günümüze kalan mirası olarak da nitelendirilebilir. Keza Arap-İsrail Savaşları üzerinden de görülen şey, Soğuk Savaş’tan kalan bir mirastır: Araplar Sovyet uçağını Siyonistler ise ABD’nin uçağını![15] Yine Suriye’de yaşanan sıkıntılar da bir nevi vekâlet savaşları üzerinden açıklanmaktadır. Ancak günümüz konjonktüründe ne çift kutuplu sistem ne de tek kutuplu bir sistem vardır.

2.2. Soğuk Savaş Sonrası ABD’nin Güvenlik Anlayışı

Soğuk Savaş’ın kazanan tarafının hegemonyasındaki ısrara yönelik politikalar da günümüz konjonktürünü şekillendirmektedir. Bu bağlamda ABD’nin yeni güvenlik anlayışı sadece serseri devletler söylemi üzerinden değil, NATO üzerinden de görülebilir. Soğuk Savaş sonrası NATO’nun adaptasyonu görülmüştür. Şöyle ki, Sovyetler dağılırsa güvenliği tehdit edecek unsurlarında varlığı olacağı için, uluslararası alanda NATO’nun hala var olduğu söylenmiştir.[16] Keza sadece yeni ortaya çıkan devletlerin güvenliği değil, uluslararası güvenlik anlayışı da öne çıkarılmıştır. Küreselliğini ilan eden ABD’nin, küreselliğine yakışır şekilde hareket etmesi de zaten beklenen bir şeydir. Bu bağlamda yeni güvenlik anlayışı çok boyutlu olarak değişmiştir; uyuşturucuyla mücadele, terör sorunları, insanlık suçları…

Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO’nun tehdit algısı sadece dışarıya yönelik de değildir. Aynı zamanda NATO bünyesinde de belli çelişkiler vardır. Spesifik olarak Suriye özelinde de bir ayrışma vardır ki Türkiye ile ABD diyadik ilişkisinde sıkıntı yaşanmıştır. Türkiye’nin, ABD’nin PKK-YPGDEAŞ desteğine karşılık Rusya ile iş birliği yapması sonucu ABD ile arasında bir kriz yaşanmıştır. NATO diplomasi ile halledilmesini isterken ilginç olan ise bu isteği ile çelişen ABD’nin varlığıdır. Şöyle ki ABD kendi çıkarları için s400 füze iptalini istemiştir.[17] İşte ABD’nin Soğuk Savaş’taki NATO’su da; hem iç hem dış politikasında değerlendirildiğinde, günümüz NATO’su ile bir değildir.

SONUÇ

ABD liderliğinde çok kutuplu bir sistem söz konusudur. Örneğin gelişmekte olan bir Türkiye vardır ve Kore Savaşı’nda olduğu gibi ABD’nin yönlendirmesine muhtaç değildir. NATO’nun içerisindeki çatlaklarda da görüldüğü üzere, saflar net değildir. Sonuçta ABD’nin Türkiye’nin ulusal güvenliğine tehdit edecek iş birlikleri, Türkiye’nin de dış politikasında Rusya ile iş birliğine neden olmuştur. Aslında Soğuk Savaş’ta Türkiye vakasında görüldüğü gibi ABD’nin müttefik anlayışı kendi çıkarları doğrultusunda temel alarak bugüne gelse de, bugün Soğuk Savaş’taki gibi bir müttefik ilişkisi yoktur.[18] Bir başka deyişle dün ve bugün olmak üzere ABD’nin müttefiklerini riske atması, bugün ABD’nin karşısına geçilmesini açıklar doğrultudadır.

Sonuçta ABD önderliğinde çok kutuplu bir sistem, Soğuk Savaş’taki çift kutuplu sistemden farklıdır. Bugünün konjonktüründe ABD’nin politikalarını uygulayan kazanmaktadır denilemez ve tam tersi de mümkün değildir; Rusya’nın politikalarının kaybettireceğinin söylenmesi, eksik bir analizdir. Sonuçta Rusya ABD’nin karşısında ciddi bir rakiptir. Zaten bugün güvenlik anlayışı, emperyalizm vs. yeni bir boyut kazanmıştır. Sonuçta 11 Eylül Saldırıları üzerinden ya da Suriye Krizi üzerinden görülen de budur. 11 Eylül sonrası ABD’nin -kendi eliyle inşa etmiş olduğu- teröre müdahalesi de böyle bir çıktıdır. Aslında 11 Eylül sonrası ABD’nin değişen güvenlik anlayışı da söz konusudur.[19] Yine Suriye’de böyle bir çıktıdır. Orada vekâlet savaşları benzeri bir durum yaşansa da, bu; sistemin Soğuk Savaş gibi olduğunun söylenmesini gerektirmez. İşte Soğuk Savaş’tan sonra değişen küresel sistem, çift kutuplu sistem gibi öngörülebilir değildir. Ancak Fukuyama’nın dediği gibi Batı’nın tek kutbunun ilanı da değildir. Yani Batı kazanmış olsa da, tek kutuplu bir sistem yoktur fakat ABD elbette beklenilen şekilde ilerlemektedir; onun spesifik olarak Suriye’deki varlığı sadece değişen güvenlik anlayışından kaynaklı değildir. Bunun en güzel açıklaması şu şekilde özetlenebilir:

“Suriye’nin bulunduğu coğrafi konuma bakılacak olursa; batısında zengin yer altı kaynaklarına sahip Doğu Akdeniz’e komşu olması, güneyinde giderek güçlenmeye ve sınırlarını genişletmeye çalışan İsrail, doğusunda devlet kontrolünü kazanmaya çalışan Irak ve güçlü bir İran, kuzeyinde iç politikasını oturtmaya çalışan ve terör sorunlarını sınır dışında çözmeye çalışan, Türkiye bulunmaktadır. Amerika’nın sahada bulunma sebebi bölgedeki değişen güç dengelerine müdahale etmek içindi.” [20]

KAYNAKÇA:

AYDINLI E., Salgınlar ve Uluslararası Sistemin Dayanıklılığı, Covid-19 Sonrası Küresel Sistem: Eski Sorunlar Yeni Trendler(Edt. Ufuk Ulutaş vd.), Matsa Basımevi, SAM Yayınları, 2019, ss. 35-39.

BALCI M. & KAYA H., Suriye Krizi: ABD’nin Çekilme Paradoksu, XI. IBANESS Kongreler Serisi, 2019, ss. 1061-1066.

BİGPARA HÜRRİYET, Afganistan’a Verdiği Füzeler ABD’nin Başına Dert Oldu, Bigpara Hürriyet, https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/afganistan-a-verdigi-fuzeler-abd-nin-basina-dert-oldu_ID380208/, (ET: 23.06.2021).

ÇOBAN G., Uzay Yarışı: Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki Yarışın Nefes Kesen Hikayesi!, Evrim Ağacı(Edt. Çağrı Mert Bakırcı), 2020, https://evrimagaci.org/uzay-yarisi-sovyetler-birligi-ve-amerika-birlesik-devletleri-arasindaki-yarisin-nefes-kesen-hikayesi-8376, (ET: 23.06.2021).

EREKER F.A., NATO’nun Güvenlik Anlayışı ve Stratejik Konseptleri, Güvenlik Yazıları Serisi, No: 23, Ekim 2019, https://trguvenlikportali.com/wp-content/uploads/2019/11/NATOStratejikKonseptleri_FulyaAksuEreker_v.1.pdf trguvenlikportali.com ss. 1-9.

GÖKÇE G. & GÖKÇE O., Suriye Sorunu: ‘Başarısız veya Çöken Devlet’ Modeli…, Selçuk Üniversitesi İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, s. 179-200.

İLERİ K., “ABD’den Türkiye’ye s400 Yaptırım Kararı”, Anadolu Ajansı, 2020, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abddenturkiyeye-s-400-yaptirim-karari-/2076666, (ET: 23/06/2021).

KOÇ E., ABD Dış Politika Doktrinlerinin Orta Doğu’ya Yansıması, 2. Uluslararası Çin’den Adriyatik’e Sosyal Bilimler Kongresi Kitabı(Edt. Ragıp Pehlivan vd.), İktisadi Kalkınma ve Sosyal Araştırmalar Derneği Yayınları, 206, ss. 24-34.

ÖCAL M., Soğuk Savaş’tan Bir Kesit: Yapısal Değişiklikler ve Bloklar Arası İlişkiler 1960-1991, Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2017(5), ss. 165-184.

TUĞCU M.S., 11 Eylül Saldırıları Ardından…, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015, ss. 1-77.

SANDER O., Soğuk Savaş: Ortadoğu’da Çatışma ve Dünyada Bunalım, Siyasi Tarih 1918-1994(bs. 5), İmge Kitabevi, 1996, ss. 264-289.

SANDER O., Soğuk Savaş: Soğuk Savaşı Hızlandıran Olaylar, Siyasi Tarih 1918-1994(bs. 5), İmge Kitabevi, 1996, ss. 207-244.

SANDER O., Soğuk Savaş:Soğuk Savaş’ın Uzakdoğu’da Çatışmaya Dönüşmesi, Siyasi Tarih 1918-1994(bs. 5), İmge Kitabevi, 1996, ss. 245-261.

  1. Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Dördüncü Sınıf Öğrencisi

  2. Gizem Çoban, Uzay Yarışı: Sovyetler Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Arasındaki Yarışın Nefes Kesen Hikayesi!, Evrim Ağacı(Edt. Çağrı Mert Bakırcı), 2020, https://evrimagaci.org/uzay-yarisi-sovyetler-birligi-ve-amerika-birlesik-devletleri-arasindaki-yarisin-nefes-kesen-hikayesi-8376, (ET: 23.06.2021).

  3. Oral Sander, Soğuk Savaş: Ortadoğu’da Çatışma ve Dünyada Bunalım, Siyasi Tarih 1918-1994(bs. 5), İmge Kitabevi, 1996, ss. 275-276.

  4. Oral Sander, a.g.e., s. 286.

  5. Ancak sadece bu şekilde açıklamak doğru olmayacaktır, sonuçta NATO’nun varlığı ile birlikte güçlenen ekonomiler de görülmüştür. Almanya bunun en bariz çıktısıdır. Dolayısı ile Türkiye’de kendi ekonomisinin toparlanmasını hedeflemektedir. Detaylı bilgi için: Oral Sander, Soğuk Savaş: Soğuk Savaşı Hızlandıran Olaylar, a.g.e., 1996, ss. 239.

  6. Mehmet Öcal, Soğuk Savaş’tan Bir Kesit: Yapısal Değişiklikler ve Bloklar Arası İlişkiler 1960-1991, Siyaset, Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi, 2017(5), s. 166.

  7. Oral Sander, Soğuk Savaş:Soğuk Savaş’ın Uzakdoğu’da Çatışmaya Dönüşmesi, a.g.e., ss. 255-259.

  8. Hatta Afganlara stinger füzesi bile verilmiştir ki bir zaman sonra unuttuğu mücahidler bu füzeler ile kendi güvenliğini tehdit edecektir. Anonim, Afganistan’a Verdiği Füzeler ABD’nin Başına Dert Oldu, Bigpara Hürriyet, https://bigpara.hurriyet.com.tr/haberler/genel-haberler/afganistan-a-verdigi-fuzeler-abd-nin-basina-dert-oldu_ID380208/, (ET: 23.06.2021).

  9. Burada dehşet dengesi gündeme gelmiştir. Örneğin ABD Japonya üzerinden nükleer saldırı yapmıştır ve 4 yıl sonra bu nükleer silahı Sovyetler’de üretmiştir. 1952’de ABD hidrojen bombasını bulmuştur, Sovyetler sadece 1 yıl sonra üretmiştir. Bu silahların ateşlenebilmesi ile dünyanın yok olma tehlikesi vardır. İşte bu yüzden devletler doğrudan çatışmaktan kaçınmışlardır ve bir taraf sahada iken diğer taraf vekalet üzerinden sahadadır ya da iki tarafta böyle bir şekilde sahadadır. Kısacası dehşet dengesinden dolayı devletler doğrudan temas etmemişlerdir. Gizem Çoban, a.g.y.

  10. Oral Sander, Soğuk Savaş: Ortadoğu’da Çatışma ve Dünyada Bunalım, a.g.e., s. 285-286.

  11. Avrupa Ekonomik İş Birliği kurulmuştur.

  12. Gizem Çoban, a.g.y.

  13. Muhammed Said Tuğcu, 11 Eylül Saldırıları Ardından…, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2015, ss. 37-38.

  14. Gülise Gökçe & Orhan Gökçe, Suriye Sorunu: ‘Başarısız veya Çöken Devlet’ Modeli…, Selçuk Üniversitesi İİBF Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, s. 180.

  15. Oral Sander, a.g.e., s. 270.

  16. Fulya Aksu Ereker, NATO’nun Güvenlik Anlayışı ve Stratejik Konseptleri, Güvenlik Yazıları Serisi, No: 23, Ekim 2019, https://trguvenlikportali.com/wp-content/uploads/2019/11/NATOStratejikKonseptleri_FulyaAksuEreker_v.1.pdf NATO’NUN GÜVENLİK ANLAYIŞI VE STRATEJİK KONSEPTLERİ trguvenlikportali.com, s. 3

  17. Kasım İleri, “ABD’den Türkiye’ye s400 Yaptırım Kararı”, Anadolu Ajansı, 2020, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/abddenturkiyeye-s-400-yaptirim-karari-/2076666, (ET: 23/06/2021).

  18. Bu ABD’nin Eisenhower Doktrini ile açıklanabilir. Detaylı bilgi için bkz: Engin Koç, ABD Dış Politika Doktrinlerinin Orta Doğu’ya Yansıması, 2. Uluslararası Çin’den Adriyatik’e Sosyal Bilimler Kongresi Kitabı(Edt. Ragıp Pehlivan vd.), İktisadi Kalkınma ve Sosyal Araştırmalar Derneği Yayınları, 206, s. 28.

  19. ABD’nin güvenlik anlayışı her ne kadar değişmiş olsa da yine kendi çıkarları bazındadır. Sonuçta CIA direktörünün bu minvaldeki açıklaması ilginçtir. Önceliklerinin kendi güvenlikleri yönünde olacağını söylemiştir. Detaylı bilgi için: Ersel Aydınlı, Salgınlar ve Uluslararası Sistemin Dayanıklılığı, Covid-19 Sonrası Küresel Sistem: Eski Sorunlar Yeni Trendler(Edt. Ufuk Ulutaş vd.), Matsa Basımevi, SAM Yayınları, 2019, s. 36.

  20. Meral Balcı & Hayri Kaya, Suriye Krizi: ABD’nin Çekilme Paradoksu, XI. IBANESS Kongreler Serisi, 2019, s. 1061.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir