Çin, AB ve ABD ilişkileri

Çin, AB ve ABD ilişkileri

Günümüzde eylemleri fazlaca tartışılan bir ülke olarak Çin Halk Cumhuriyeti tarım ve sanayi ülkesidir. Mao ve öncesinde emperyalizme savaş açan bu ülke günümüzdeki en büyük emperyalist aktörlerden biridir. Bunu destekleyen en önemli hareket Mao’nun ölümünden sonra dışa açılma sürecini başlatan Deng Xiaoping’in yönettiği, adını Çin işi sosyalizm ya da sosyal piyasa ekonomisi olarak duyabileceğiniz stratejidir. Bu süreçte Çin yabancı ülkelerden gelen yatırımları kabul etmiş ve yüksek nüfuslu bir ülke olmanın ülke kalkınması konusundaki tüm avantajlarından yararlanmıştır.

Çin’in belirtilen bu denli hızlı ve istikrarlı gelişimi nedeniyle AB, Çin Halk Cumhuriyet’ini hem rakip olarak görmekte hem de küreselleşmenin etkisiyle bir nevi bağımlısı olduğu Çin’e karşı ılımlı yaklaşmak zorunda kalmaktadır. AB ülkelerinden özellikle Almanya, Fransa ve Hollanda ile yakın ticari ilişkiler içerisinde olan Çin, otomotiv, sağlık, iletişim ve finans sektörlerinde önemli ihracatçı ülke konumundadır. Buna karşılık AB ülkeleri için de çok önemli bir pazardır.

AB’nin genişleme politikası nedeniyle hali hazırda birçok sorun -özellikle göç krizi- yaşamakta olan ülkeler, Brexit sonrası dağılan itibarları, yapılan ayrımcılıklar ve herkesin dilinde olan popülist yaklaşımları ile daha da artmaktadır. Bunun üzerine Covid-19 tuz biber olmuş ve Çin’e karşı suçlayıcı ifadeler AB gündeminde yer almıştır. Çin’in küresel çapta hata olarak görülen davranışı sadece bu değildir; Sincan’daki insan hakları ihlalleri bu noktada belirtilmesi gereken bir utanç kaynağıdır.

Aday ülkelerin iç işlerine belli derecede karışma yetkisine sahip olan; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan haklarına saygı, özgürlük ve dayanışma temellerinde hareket etmeyi görev edinmiş AB’nin ticaret söz konusu olduğunda Çin’e karşı pek de sert olmayan ya da olamayan tutumları Çin’e verilen önemin küresel çaptaki büyük göstergesidir. Yapılabilecek başka bir yorum da küresel aktör olan Çin Halk Cumhuriyeti’nin, son zamanlarda bölgesel güç olmakta daha da zorlanan AB’ni hegemonyası altına çoktan almış olduğudur. Fakat kabul edilmesi gereken başka bir nokta şudur ki; siyasi ve ticari ilişkilerin birbiriyle doğru orantılı olmadığı, iki alanın da çok farklı parametrelerle değerlendirilmesi gerektiğidir.

ABD de dahil tüm ülkeler Çin’in büyümesini izlemekte ve yapılmakta olan Yeni İpek Yolu Projesi kapsamında Çin’in ülkelerle olan ikili diyalogları artmaktadır. Bu diyaloglar 900 antlaşmadan oluşup, dünyanın %70’ini ilgilendirmektedir. İkili diyalogları arttırmak istemesinin en önemli nedenlerinden biri günümüzde ekonomisi iyi olan ülkelerin sözünü geçirebilme olasılığının yüksek olması ve Çin Halk Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin dünya çapındaki ünüdür. Bu iki bileşen nedeniyle Çin, AB ile olan öngörülemeyecek ilişki yerine kendi oluşturacağı ticaret yolunda kontrol edebileceği yeni pazarlar hedeflemektedir. Artan bu diyalog, altyapısına güvenen Çin için olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Bu olumlu diyalogları takip eden eski ABD başkanı Trump, Çin ürünlerine vergi koymuş ve Çin Halk Cumhuriyeti tarafından da çok geçmeden karşılık verilmiştir. Bu sert tutum sonrası günümüz ABD başkanı Joe Biden tarafından “aşırı rekabet olacak fakat bunu onların bilmediği şekilde yapacağız” ifadeleriyle yorumlanmıştır. Bu iki farklı tutum değişen başkanların görüşleri olarak değerlendirilebilirken gözden kaçırmamamız gereken nokta ise ABD’nin artık çok net bir şekilde Çin’in gücünü kabul etmiş olduğudur. Bunun için de uluslararası hukuk kurallarını tekrardan gözden geçirmeye teşvik ediyor. Zira 100 ülkeyi kapsayan antlaşmalar kesinleşirse bu ABD için zirveden men demektir. Ayrıca Deng Xiaoping’in “düşük bir profil izleme politikası”nın aksine günümüz Çin Halk Cumhuriyeti Başkanı Xi Jinping’in söylemlerinden de anlaşılacağı üzere, Çin medyaya büyük güç olarak yansıtılmaktadır. Bu noktadan sonra diplomasi hız kazanacak ve ABD’nin AB’ye ve üye ülkelere yaptığı baskı artacaktır. Bu noktada iki ülke arasında kalan AB ılımlı politika uygulamak zorunda olacak ve bu politika başı çeken ülkelerden en çok Almanya ve Fransa’yı etkileyecektir.

Çin’de taklit olarak üretilen ürünlerin AB pazarında orjinal ürünlerin satışına büyük rakip olması göz önünde bulundurulursa; AB ve Çin’in yatırım koruma antlaşmasında uzlaşması, AB yatırımcılarının Çin piyasalarına daha fazla erişebilmesine neden olacaktır. Özellikle Almanya’nın Çin’e otomotiv sektöründe bağımlı olduğu düşünüldüğünde, Almanya’nın yapılan bu AB antlaşmasını ülke ekonomisi için bir nevi avantaja çevirdiği söylenebilir.

Kısaca özetlemek gerekirse; AB ve Çin ilişkilerinden bahsetmek için ABD ve Çin rekabetini çok iyi algılamak gerekmektedir. Birbirlerine büyük rakip olan bu iki devlet sonucu AB ilişkileri şekillenecektir. Fakat gelişimin Batı’dan Asya’ya yönlendiği, özellikle de Çin’in şekil verebildiği politikalar nedeniyle, AB şu anlık orta yolu bulup ABD ve Çin arasındaki çekişmeyi gözlemleyecektir.

Kaynakça

Oktay, F. (2017). Çin. İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Smith,S. Hadfield,A. Dunne,T. (2016). Dış Politika: Uluslararası İlişkiler Kütüphanesi

Oğuzlu,T. (30 Aralık 2020) EU-China Comprehensive Agreement on Investment / The Agreement in Principle

Deutsche Welle (20 Şubat 2021)

https://www.aa.com.tr/tr/dunya/ab-ve-cin-yatirim-anlasmasinda-uzlasti/2093800 Anadolu Ajansı (30.12.2020) Ata Ufuk Şeker

https://www.youtube.com/watch?v=em3JlrczUSQ (Erişim Tarihi:19.10.2020)

Çin Dış Politikası ve Tayvan Sorunu Webinarı – Dr. Cemre Pekcan (Erişim Tarihi: 06.03.2021)

3 thoughts on “Çin, AB ve ABD ilişkileri

  • Mart 12, 2021 tarihinde, saat 5:06 pm
    Permalink

    Elinize sağlık çok yerinde ve güzel tespitler var. Tartışmasız gelecek yılların ekonomik gücü ÇİN olacaktır.

    Yanıtla
  • Mart 12, 2021 tarihinde, saat 7:14 pm
    Permalink

    Öncelikle günümüzdeki ABD, AB ve Çin arasındaki ilişkileri özetleyen bu güzel yazı için çok teşekkürler. Bir başka açıdan bakacak olursak; gelecek dönemde Çin ve ABD arasındaki rekabetin Hindistan-Çin çatışmasına döneceğini düşünüyorum. Salgın döneminde 1000’e yakın şirketin üretim noktalarını Çin’den Hindistan’a taşıması Çin’i oldukça rahatsız etti. Bu durumun sebepleri olarak Hindistan hükümetinin, Çin Halk Cumhuriyeti’nin aksine yenilenebilir enerjiye yatırım yapması, çalışma gücünde bir alternatif olması ve sınır çatışmalarını sayabiliriz. ABD rekabeti belli ki gümrük vergileri, kotalar ile yapmayacak. Ancak bunu dolaylı yoldan yapacağını yeni başkanın sözlerinden de anlayabiliriz. Özetle düşünüyorum ki ABD, Çin’i baskı altına almak adına Hindistan’ın üretim olanaklarını kullanacağını ve bir alternatif olarak üretim pazarına sunacağını düşünüyorum.

    Yanıtla
    • Nisan 5, 2021 tarihinde, saat 8:49 pm
      Permalink

      Öncelikle düşüncelerinizi ifade ettiğiniz için KSM olarak biz size teşekkür ederiz. Biden Ekonomisi dikkate alındığında Green Deal ile Hindistan yenilenebilir enerji yatırımlarının uyuştuğu sonucuna varılabilir bu nedenle özet olarak paylaştığınız görüşe katılmaktayım. İleri dönemlerde Hindistan, Rusya ve Türkiye perspektiflerinden de yazılar paylaşacağım. Takipte ve sağlıklı kalın..

      Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir