Rapor

Çin Raporu


Bir ülkeyi anlayabilmek ve iyi bir şekilde analiz edebilmek için o ülkenin kimliğinin oluşmasına etki eden tarihsel gelişmeleri, kültürü, felsefesi ve değer yargılarını da bilmek gerekir. Bu doğrultuda Çin’de etkili olan siyaset felsefesinin toplumu ve siyaseti nasıl etkilediği incelenecektir. Çin, dünyadaki en kadim uygarlıklardan biridir. Tarih boyunca fazla olan nüfusu ona özgü özelliklerin oluşmasına neden olmuştur. Bu kadar çok nüfusla beraber farklı kültürler ve dillerin de bir arada yaşayabilmesi ona tarihsel bağlamda bir zenginlik kazandırmıştır. Tarihsel olarak sürekli inişli çıkışlı bir geçmişe sahip olmuştur. İnsanlık tarihini değiştiren birçok buluşa da ev sahipliği yapmıştır. Kâğıt, pusula, barut, tüfek gibi birçok örnekler verilebilir. Çin coğrafyası 1911 yılına kadar hanedanlıklar tarafından yönetilmiştir. Son hanedanlık olan Qing Hanedanlığının yıkılmasından sonra cumhuriyete geçiş dönemi başlamıştır. Bu dönemden sonra komünist bir rejimle yönetilmiştir. Günümüzde Çin yarı-çevre ülkeden çevre ülkeye müthiş bir sıçrama yapmış, dünyanın en büyük ekonomisi ve süper güçlerinden biri olmuştur. Bu çalışmada Çin tarihi, yazının ana konusu olmadığından ve okuyucunun dikkatini dağıtmamak istendiğinden kısa bir genel bakış sunulacaktır. Böylece Çin’in çevresi ile kurduğu ilişkilerin kökenlerini anlamak amaçlanmıştır.

Çin Tarihi

Çin uygarlığı dünyaya büyük bir etkide bulunmuş tarih öncesi dönemlerden bugüne kadar teknolojik, ekonomik, siyasal ve sosyal birçok açıdan insanlık tarihine katkıda bulundu. Çin yazıya geçtiği tarihten itibaren aynı yazı sistemini kullandı. Diğer toplulukların yazıya geçtiği tarihten itibaren onlarca kez alfabelerini değiştirdiği düşünüldüğünde bu durum Çin uygarlığının farkını bir kez daha ortaya koyuyor. Çin nüfusunun büyük bir kısmı Mandarince konuşuyor. Bununla beraber, Çin’ de farklı dil konuşanların dil yapısı da Mandarince’ye çok benziyor. Çin’in kuzeyi ve güneyinin de iklim ve coğrafi şartları bakımından çok farklı olmasına rağmen iki bölge de aynı kültür yapısını paylaşabiliyor. Bunun sebebi ise Diamond’a göre Çin’in diğer topluluklara göre siyasi birliğini erken tarihlerde kurabilmiş olmasıdır (Diamond, 2018, s. 386). Bu sayede Çin uygarlığını oluşturan faktörler çevredeki değişimlerden daha az etkilenerek kalabilmiştir. Fakat Çin ise etrafındaki coğrafyayı güçlü bir şekilde değiştirmiş ve dönüştürmüştür. Tarihsel süreç içerisinde özellikle Doğu Asya’da yaşamış olan farklı toplulukların izlerinin büyük bir kısmı Çin uygarlığı tarafından silinmiştir. Çin uygarlığı ve düşüncesinin temellerinde Konfüçyüs’ün öğretileri bulunmaktadır. Konfüçyüs, Zhou (Chou) Hanedanlığı (M.Ö. 1045-256) döneminde yaşamıştır. Zhou döneminde önceki Shang Hanedanlığının kullandığı birçok teknik ve yöntemleri kullanmaya başladı. Gelişmiş çiftçilik yöntemleri ve tunçtan yapılma aletlerin kullanılması Zhou hanedanlığının büyük bir gelişim göstermesine olanak sağladı. Bununla beraber sanat alanında da büyük ilerlemeler kaydedildi. Şarap kapları, ibadet için kullanılan kaseler el sanatlarının eşsiz bir şekilde geliştiğini göstermekteydi. Tarım tekniklerinin gelişmesi ve zanaat yapımının da ilerlemesi feodal ilişkilerin daha da ilerlemesine ve taşra halkı ile yöneticiler arasındaki uçurumun da artmasına sebep oldu.

Kral Wu’nun ölümünden sonra başa geçen oğlu Kral Cheng, kendi gücünü arttırmak için prenslere mülkler ve araziler dağıtmış, böylece bütün prenslikleri kendisine bağımlı vasal hale getirmiştir. Böylece Çin’ de ilk defa feodal ilişkiler Zhou hanedanlığı sırasında kurulmuş oldu. Böylece feodal yapıları kendi kontrolü altına alabildi. Tarihler M.Ö. dokuzuncu yüzyıla geldiğinde feodal ilişkiler bozulmaya başladı. Prenslikler arasındaki rekabet şiddetlendi ve 500 yıl sürecek olan bir savaş dönemini başlattı. Zhou Hanedanlığı giderek zayıfladı ve diğer prenslikler üzerindeki hakimiyeti kayboldu. Dışarıya doğru genişlemesi durdu. İlişkiler zayıfladı. Bu kaos ortamı prenslikleri çözüm aramaya yöneltti. Bunun için tartışma ortamları yaratıldı ve birçok uzman ve hocanın ortaya çıkmasını sağladı. Kamu işlerinin doğru düzgün yürütülmesi için okullar açıldı. Bunlardan biri de Chia Kapısı Akademisi (Jixia Akademisi)’dir. Aynı zaman da gezgin bilgeler de yaygınlaşmaya başladı. Çin uygarlık düşüncesinin temel değerlerinden biri olan Konfüçyüs da bu bilgelerden biriydi. İnsan yaşamının nasıl olması gerektiği, bireyin topluma karşı nasıl bir tutumda olması gerektiği, toplumun ve devletin ilişkilerinin nasıl olması gerektiği gibi birçok konuda öğretileri dile getirdi. Konfüçyüs’e göre; “Dünyanın düzeni bozulmuştu, kanunlara ve kurallara uyulmuyordu. Her tarafta dinsel yozlaşmanın etkileri görülmekteydi, dolandırıcılık ve yalancılık çok artmıştı.” Bu nedenle Konfüçyüs geleneksel yapıları geri getirmeyi istiyor, böylece toplumun ve devletin düzeleceğine inanıyordu. Yeniden istikrarın oluşabilmesi için devlet yöneticilerinin eğitimli ve ahlaklı olması, sıradan insanlardan farklı olarak yöneticilerin, bu iş için yetiştirilmesi gerekiyordu. Konfüçyüs’ün düşüncesine göre iyi eğitimli yönetici adayı kişiler devlet için çok önemliydi. Yöneticiler de halkın taleplerine kulak vermeli, ihtiyaçları karşılanmalıydı. Bu yaklaşım uzun yıllar boyunca Çin’in devlet ve toplum ilişkilerini belirleyen bir tutum haline dönüştü. Öyle ki, devlet memurluğu sınavlarında Konfüçyüs öğretileri soruluyordu. 1905 yılında kaldırılana kadar öğretiler ile ilgili sınavlar devam etti. Artık Konfüçyüsçülük Çin devlet sisteminin bürokratik bir temel kuramı haline geldi (Seidler, 2020, s. 27). Büyük usta Konfüçyüs hayatını kaybettiği yıllarda Chu devleti Chen devletine saldırdı ve Savaşan Devletler dönemi başladı. Yaşanılan mücadeleler ve savaşlar topluma büyük zararlar verdi. Devletleri zayıflatmasının yanı sıra daha çok vergi alınmasına da yol açtı. Fakat bu sırada savaş teknolojisi ve maden işlemeciliği gibi konularda da büyük gelişmeler yaşandı. Bu dönemden güçlenerek çıkanlardan biri de Qin (Çin) Hanedanlığı (MÖ 221-207) idi. Qin Devleti askeri reformlara önem verdi, süvari birlikleri kuruldu, herkesi iş gücüne kattı ve kısa zaman da çevresindeki devletler için bir tehdit haline geldi. Etrafındaki devletleri işgal ederek daha da güçlendi ve Savaşan Devletler dönemini sona erdirdi. Böylece Çin tarihi için ilk imparatorluk deneyimi başladı. Orta Asya’dan gelen göçebe istilasını önlemek için Çin Seddi yapımına başlandı. Hükümdar Şi Huang Di’ye ait bir mezar 1974 yılında bulunmuş bu keşif Çin tarihinin düşünülenden daha da çok derin olduğunu göstermiştir. 7000 adet asker hükümdarın yanına koruma olarak yapılmıştır. Onu eşsiz kılan ise her bir askerin yüzlerinin, saçlarının, zırhlarının ve silahlarının farklı olmasıdır. Terracota Ordusu (Toprak Askerler) isimli bu yapı dönemin ustalığının ne kadar ileri gittiğini göstermektedir. Liu Bang ve Xiang Yu isimli subayların isyanları sonrası devlet çöktü ve yerine Han Hanedanlığı (MÖ 206-220) kuruldu. Yeni imparator Liu Çe, iktidarı sağlamlaştırmak için Konfüçyüsçü düşünceyi öne çıkarmıştır. Savaşlar çoğalmış bunun sonucunda vergiler artınca ekonomik dengesizlik oluşmuştur. Buna çözüm olması için ise ilk defa Batı’da feodal yapılara benzer topraklar dağıtılmıştır. Bu dönemde birçok yeni icatlar ortaya çıktı. Kâğıt hamurundan kağıt yapılarak yazı kullanımı yaygınlaştı. Demir eritildi ve silah ve tarım gibi alanlarda kullanıldı. Zhang Heng (MS 78-139) isimli bilim adamı astroloji hesaplamaları için küre icat etti, dişli sistemler geliştirdi, sismograf yapıldı, 2500’e yaklaşık yıldızı tanımladı. Bu dönemin en önemli buluşlarından olarak gösterilen ise negatif sayıların ilk defa kullanılmasıydı (Kerr, 2021, s. 43). Bunların yanında askeri seferler ve genişleme hareketleri devam ediyordu. Orta Asya iki kez ele geçirildi ve ticaret yollarının kontrolü de sağlandı. Roma ile ilişkiler kurulması için de birkaç girişim oldu. Ordu güçlendikçe güçlü aileler de ortaya çıkmaya başladı ve bunlar saray için tehdit halini aldı. Fakat en büyük tehdit sarayın içinden geldi. Hanedanlığın son yüzyılında hadımlar siyasete yön vermeye başladı. Bu nedenle birçok isyan meydana geldi ve en sonunda ülke soylular ve üst rütbeli askerler tarafından paylaşıldı. 369 yıl boyunca Çin de mücadeleler devam etti. Bu döneme de Bölünmüşlük Çağı (220-589) adı verildi. Shanxi eyaletinin valisi Li yuan İmparator Yang’a karşı ayaklandı ve sarayı ele geçirdi. Böylece Tang Hanedanlığının (618-907) saltanatı başlamış oldu. Bu hanedanlık döneminde konuşulan dilde birçok Türkçe, Moğolca, Tungusca kelimeler vardı. Toprak kullanımı ve mülkiyet yeniden düzenlendi. Toprak önceden olduğu gibi devletin malı olarak görülmeye devam etmiştir. Köleler dahil olarak her kesimin araziye sahip olunması sağlanmış, mülkiyet sahibi ölünce hak devlete geçmiştir. Böylece isyanların çıkması engellenmeye çalışılmış ve elde edilecek vergi gelirlerinde yüksek hedefler amaçlanmıştır. Bu dönemin en önemli özelliği toprak mülkiyetlerinde yapılan reformlardır (Özmen & Buluş, 2017, s. 21).

Tang Devleti zayıflayıp yıkılınca birçok küçük devlet birbiri ile yeniden savaş dönemine girdi. Song Hanedanlığı (960-1279) ise bu döneme son vererek yükselişe geçti. Bu dönem de refah ve barış dönemi uzun sürmüştür. Bunun nedeni ise hanedan yöneticilerinin iyi eğitimli ve yetenekli bürokratlar olmalarıdır. Aynı zaman da bu dönem de teknik ve sanatsal gelişmeler en üst seviyeye çıktı. Bürokratlar seçilirken yine Konfüçyüs geleneği kullanıldı ve bürokratlar da buradan seçildi. Merkezi devlet güçlendirildi. Bu dönem de barut ve havai fişek gibi icatlar da ortaya çıktı. Ticaretin önü açıldı, büyük gemiler yapıldı, pusula icat edildi böylece tüccarlar çok daha uzak yerlere giderek ticaret trafiğini arttırdılar. Orta Doğu, Avrupa, Japonya ve Kore gibi yerlerde ticaret ağı oluştu. Benzer toplumsal, ekonomik ve siyasi gelişmeler Avrupa’da yaşandığında burjuvazinin oluşmasına kapitalist üretim biçimine ve sanayi devrimine yol açtı. Bu sonuçların Çin’de görülmesinin nedeni ise buradaki devlet kontrolünün ticareti yönlendirmesi ve bürokrasinin toplum üzerindeki gücüydü (Kerr, 2021, s. 77). Uzun süren bozkırların kuzeyinden gelen tehditlere dayanamayarak yıkıldılar. Moğol Hanedanı Yuanlar (1271-1368), bütün Çin topraklarını ele geçirdi. Moğol toplumu iyi bir şekilde yönlendiren Cengiz Han Kuzey Çin’e sefer düzenleyerek ele geçirdi. 1215 yılında İmparator Xuanzong kuzeyden kaçarak güneye sığındı. Tangut imparatorluğunu ve Jin Hanedanın büyük kısmını da yok etti. Cengiz Han ölünce yerine Ögeday (1186-1241) geçti. Ögeday zamanında Çin’e saldırılar arttı ve Jin ve Song hanedanlıkları ortadan kaldırıldı. Möngke (1209-59) zamanında da Güney Çin ele geçirildi. Möngke ölünce Kubilay Han kendisini Ulu Han ilan etti. Çinli bir eğitim ve kültürde yetişti. Kendi imparatorluğunun adına da Çince bir kelime olan Yuan adını verdi. Sarayda Çince kullanılmasını istedi. Kubilay burayı zor ile yönetmek yerine Çin’in kültürüne uygun bir şekilde yönetmenin önemli olduğunu anladı. Konfüçyüsçü tapınaklara ve geleneklere izin verildi kültürel anlamda değişiklik yapılmadı. Ama o dönem de Çin’de bulunan ve Kubilay Han’a yakın bir dosta dönüşen Marco Polo’nun yazdıkları, Çinlilerin toplumdaki en alt tabaka olduklarıydı. Yahudi, Hristiyan ve Müslümanlara bile daha öncelikli davranılıyordu. Önemli meslek gruplarında yabancılar öne çıkıyordu. Bu arada birçok kanal ve gözlemevi, saraylar yapılmaya devam etti. Çin de dahil olmak üzere Moğol İmparatorluğu’nu kapsayacak şekilde posta teşkilatı kuruldu. Japonya ve Kore’ye başarısızlıkla sonuçlanan seferler düzenlendi. Hakimiyete olan güven azaldı ve Çinliler de Moğol iktidarından rahatsız olmaya başladılar. Kubilay Han 1294 yılında hayatını kaybetti. Onun yerine geçen niteliksiz Moğol yöneticiler Çin toplumunu anlayamadı ve yönetemedi kısa süre sonra da Moğol hakimiyeti son buldu. Ming Hanedanı (1368-1644) Zhu Yuan Zhang Moğollara karşı isyan gruplarını yönetti. Kendi grubu içerisinde muhalifleri ortadan kaldırdı. Bunlardan ortadan kaldırma girişimlerinden biri de tarihteki en büyük deniz savaşı olarak gösterilen Poyang Gölü Muharebesidir.

Kendini imparator ilan etti ve hanedanlık unvanı olan Hongwu’yu kullandı. Yuan Hanedanlığı’nın tahrip ettiği ülkeyi onardı ve birçok reform gerçekleştirdi. İlerleyen yıllarda ekonomi kötüleşti ve bürokrasi ülkenin gelişmesine engel haline geldi. Üstelik kuzeyde Moğollara karşı yenildiler ve önlem olarak Çin seddini güçlendirerek birçok kule inşa ettiler. Gelişen gemiler ve pusula sistemleri, artan ticaret ağı Çinlileri keşifler yapmaya doğru cesaretlendirdi. Çinli Müslüman Amiral Zheng He (1371-1433) Güneydoğu Asya, Güney Asya ve Afrika’nın bazı kesimlerine kadar seferler düzenledi. İmparator değişince bu seferlerin çok maliyetli olduğuna karar verildi ve coğrafi keşifler durduruldu. Tam bu sırada da Portekizliler, Araplar ve İngilizler coğrafi keşiflere başlamışlardı. Birçok Batılı misyoner de Çin’e uğradı. Çin aynı zaman da Batı kültürü ve gemileriyle de tanıştı. Limanlarını Batı ile ticarete kısmen de olsa açtı. Fakat Japon korsanların ticaret yollarını tehdit etmesi zayıf düşmüş olan Ming Hanedanlığına büyük zarar verdi. Ekonomik kriz ve isyanlarla başa çıkamayan Ming Hanedanlığı yıkıldı. Qing (Çing) Hanedanlığı (1644-1912) hüküm sürmeye başladığın da bu döneme imparator Kangxi damga vurmuştu. Bu dönem de birbirleriyle mücadele içinde olan Mançular ve Çinliler arasındaki ilişkileri geliştirdi. Arazilerin ekilip biçilmesi için teşvik edici politikalar izledi. Elde edilen gelirler ile devlet memurlarının gelirlerini yükselterek refahlık düzeyini arttırdı. Batı ile ilişkiler kurma yolunda bilim ve sanata ilgi göstererek ülkenin gelişmesini amaçladı. İşkence ve ölüm cezalarına çok az başvurdu. Bu da Kangxi’yi halkının gözünde büyük bir imparator yaptı. Kangxi aynı zamanda Çin’in en büyük imparatoru olarak gösterilmekle birlikte en uzun görev sırasında kalanlardan biriydi. Ölümünden sonra da oğlu Yonghzheng tahta geçti. O da Mançu aristokrasinin ülkedeki gücünü azalttı. Mançuların Hristiyan olmasını da yasakladı. Yonghzheng ölünce yine Çin tarihi için büyük imparatorlardan Qianlong tahta geçti. Onun döneminde Çin toprakları tarihinin en büyük sınırlarına ulaştı ve iki katına çıktı. Qing Hanedanlığı döneminde Avrupa ile ticaret büyüdü. Bu durum ülke ekonomisini kötü hale getirince Guangzhou limanı Batıya açık tek liman ilan edildi. Bu dönemde Portekizliler, İngilizler, Hollandalılar ticarete yön veriyordu. Çin ise Batı’nın çok gerisinde kalmıştı. En çok ticareti yapılan mallar ipek, çay, tütün idi. İngilizler bu durumda çok gelir ediyordu fakat onları bağlayan şey sadece tek limanın açık olmasıydı.

Kont George Macartney’i İngilizler tarafından anlaşma sağlanmak için gönderildiyse de başarılı olamadı. Artan anlaşmazlıklar savaşa dönüştü. 1840-1842 yılların arasında Afyon Savaşı patlak verdi. Afyon, Çin toplumunda yaygınlaşmaya başlayınca İngilizler bu işten çok büyük kâr etmeyi amaçladı. Toplum iyice afyona bağımlı hale gelince İmparator Douguang (1820-1850) afyon satışını ve kullanımını yasakladı. İngiliz ticaret gemisinde yakalanan büyük miktarda afyon imha edilince İngilizler çok büyük zarara uğradı ve saldırıya geçtiler. Çin ordusu İngiliz ordusu karşısında her bakımdan geri kalmıştı. Çinliler büyük bir yenilgiye uğradı ve zorla Nanking Antlaşması’nı imzaladı. Buna göre Xiamen, Guanghzou, Fuzhou, Ningbou ve Şangay zorla ticaret limanları olarak açıldı. Hristiyan misyonerlerin faaliyetleri genişletildi ve serbest bırakıldı. Çin büyük bir tazminata mahkûm edildi. Gümrük fiyatları ve faaliyetleri Batılıların eline bırakıldı. Çin’de ekonomi durma noktasına geldi, birçok üretici iflas etti. Elde edilen gelirler de İngilizler tarafından el konuldu. Çin halkı kaynaklarını kullanamaz hâle geldi. Böylece halk isyan etti. 1840 yıllarında başlayan Taiping Ayaklanması dünya tarihinin gördüğü en büyük ve en çok kan dökülen ayaklanmalardan biri oldu. İsyancılar Çin’in güneyinde bazı yerleri ele geçirdi. Taiping hükümetini kurdular ve Qinglerle girdikleri birkaç mücadeleyi de kazandılar. Bu arada bir Fransız misyonerin idam edilmesinden sonra İngiliz ve Fransız kuvvetler tekrar savaş ilan etti. Böylece İkinci Afyon Savaşı başlamış oldu. Burada da iç mücadeleden bitkin düşmüş ve zayıf olan Qing ordusu Batılılar karşısında imha oldu. Böylece Batılılar Çin üzerinde istediklerini yapabilir hale geldi. Çin içlerine kadar Batılılar ilhak etti. Kapalı olan bazı Pekin gibi şehirleri sömürdüler. Qing sarayları yakıldı ve imparator kaçmak zorunda kaldı. Batılılar Çinli işçi alma hakkını da elde ettiler. Kendi sömürge plantasyonlarında çalıştırılmak için Çinli köle ticareti başladı. Bu sırada Mançular ile Taiping hükümetleri mücadele içerisindeydi. Özellikle afyon kullanımını destekleyen Mançular batı desteğini alarak ordusunu modernleştirdi ve Taipinglere saldırarak ortadan kaldırdı. Böylece uzun zaman boyunca Qing Hanedanı Batı sömürgesi altında yaşamak zorunda kaldı. Dul İmparatoriçe veya Yaşlı Buda olarak bilinen imparator Cixi, batılıların güdümünde politikalar izleyerek halktan kopuk bir yaşam sürdü. Öyle ki orduyu modernleştirmek için toplanan vergiler saray yaptırmak için kullanılmıştı. Bu arada Çin’de aşırı milliyetçiler olarak bilinen Boxer ayaklanması başladı. Cixi ilk başlarda Batı yanlısı olduğundan bu hareketleri bastırıyordu fakat Batıyla arası açılınca bu isyana destek verdi. Boxer ayaklanması sırasında birçok Hristiyan Çinli öldürüldü ve ibadet yerleri tahrip edildi, Batılı elçilikler önünde çatışmalar yaşandı. Bunun üzerine Fransa, Almanya, İngiltere, Rusya ülkeyi işgal ederek tümden ele geçirdi. Cixi kaçtı. Ülke artık batılı bir sömürge eyaleti haline geldi. Bir süre sonra Cixi ve yandaşları ülkeye geri geldi. Ülkede reform yapmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. 19.yüzyıl Çin için yıkım yüzyılıydı. Qing Hanedanlığı halkın gözünde otoritesini yitirmişti. Birçok fikir akımları da büyük taraftarlar buluyordu. Çin’i Batı etkisinden kurtarmak isteyen milliyetçilerin de Çin’i demokratik bir ülke haline getirmek isteyen cumhuriyetçiler gibi fikirleri vardı. Sadece Batı değil, Çin’i zorlayan ülkelerden biri de Japonya’ydı. Japonya da aynı dönemlerde batı tarzı eğitim ve teknolojilere sahip olarak modernleşiyordu. Hatta Rusya’yı yenerek Mançurya’yı ele geçirdiler. Japonya da artık büyük bir güçtü. Kore adasında Çin ile Japonya arasında sömürme konusunda anlaşmazlık yaşandı. Kore adası Japonlar tarafından işgal edildi, Japonya’nın amacı anlaşmazlıklardan dolayı Çin’e de sert davranmaktı. Sonunda Japonya daha fazlasını elde edemeden Batılı ülkeler Kore’yi Japonya’ya verdi. Cumhuriyet ilan edilmeden önceki son imparator Şuantong 1908-1911 yılları içinde tahtta kaldı. Böylece iki bin yıldan beri süren monarşik yönetim son buldu. Sun Yat Sen Cumhuriyetin ilk başkanı seçildi. İç karışıklıklar ve dış baskılar devam ederken 1928 yılında Çan Kay Şek (1887-1975) milliyetçi hükümeti kurdu. 1919 yılında ise üniversiteli öğrenciler Çin’in sömürge durumunu protesto etmek ve hükümetin Japonya’ya karşı verdiği tavizleri geri çekmesini istemek için gösteri düzenler. Hepsi tutuklanır. Çin hükümeti ikiye bölünür. Almanlara verilen imtiyazlar Versay Antlaşması’na göre Japonya’ya geçmiştir. Bu durum ülkede büyük rahatsızlıklara neden olur. Japonlar da anlaşmaya uygulanması için baskı yapar. Hükümet görevden çekilir ve tutuklular serbest bırakılınca ülkede kargaşa ortamı biraz yatışır. Bu ortamda Çin’de Marksist hareketler büyük yankı bulur. Sun Yat Sen, Kuomintang (KMT)’ın başında iken Çin Komünist Partisi (ÇKP) ile ittifak kurdu. Bunun için Sovyetler Birliği’nden yardım alındı ama daha fazla ilerleyemeden Sun Yat Sen hayatını kaybetti. Yerine KMT’ın başına Çan Kay Şek geçti. İngilizlerin protesto gösterisi yapan 12 öğrenciyi vurmasından sonra ülkede milli duygular insanları harekete geçirdi. ÇKP ve KMT’a üye olanların sayısı yüzbinleri buldu. Fakat iki grup arasında fikir ayrılıkları vardı. KMT’ın 12.000 ÇKP üyesini öldürmesiyle araları giderek açıldı ve kendi içinde de bölünmelere yol açtı. Böylece KMT gücünü yitirdi. Ülkenin durumunu güçlendirmek için mecburen Çan’ın grubuyla anlaşma imzalandı ve ülkedeki ayrılıkçı hareketler bastırılarak tek bir Çin haline getirildi. Bu arada Japonya 1937’de Çin’e saldırdı. Marco Polo Köprüsü olaylarını tertip ederek Çin’i işgal etti (Armaoğlu, 2010, s. 338). Kısa sürede Çin güçlerini mağlup etti. Mançurya’da kendine bağlı devlet kurdu, Şangay’da da asker bulundurma hakkı elde etti. Çan bu arada ülke içinde komünistlerle mücadele içerisine girdi. Orduyu kendisine muhalefet edebilecek grupları bertaraf etmek için kullandı. Ülkeyi Japon işgalinden kurtarmak yerine ÇKP üyelerini imha etmeyi istiyordu. Japonların ABD ile başı dertte olduğunu zannediyordu. Ama fazla dayanamadı, Japonların KMT’yi yenilgiye uğratmasıyla ordu güçsüzleşti ve kontrolü Kızıl Ordu ele geçirdi. Çan, Tayvan Adasına kaçtı. Mao Zedong 1 Ekim 1949’da Çin Halk Cumhuriyeti’ni ilan etti. Mao hızlı reformlara girişti. Bunlardan biri toprak reformuydu. Köylülere eşit miktarda toprak dağıtıldı. Bunun için büyük toprak ağaları etkisiz hale getirildi. Altyapı çalışmalarına ağırlık verdi. Okullar, yollar, hastaneler açıldı. Kendi arazilerine sahip olan çiftçilerin kontrollü biçimde üretimini denetlemek için devlete bağlı birimlerden oluşan kooperatifler kuruldu. Bu sırada Kore Savaşı 1950’de patlak verdi. Kuzey Kore’nin Güney’i işgali başlamasıyla orada bulunan ABD ve Batılı güçler de buna cevap verdi. Yanında tehdit istemeyen Çin, Kore’ye büyük sayılarda asker, tank ve zırhlı araçlar göndererek lojistik destekte de bulundu. Bu durum ABD ve Çin’i birbirine karşı rakip yaptı. ABD Tayvan’daki milliyetçilerin hararetli savunucusu oldu. Buna karşı Çin SSCB ile iyi ilişkiler kurma yoluna gitti. Fakat iyi ilişkiler kurulamadı. SSCB Çin’i kendisine denk bir devlet gibi görmüyordu ve o sırada ABD-SSCB ilişkileri yumuşamaya girmişti.

Sovyet modelinin Çin’e uymayacağı anlaşıldı ve kendi yollarını çizdi. Tarım kolektifleştirildi. Merkezi planlama yapılarak kaynakların devlet eliyle yeniden dağıtılması amaçlandı. Devlet buradan büyük vergi kaynağı elde etti tarım vergilendirildi. Böylece kaynakları yeniden altyapı, eğitim, sağlık gibi alanlara yatırabilecekti. Bu riskli yönleri bulunsa da devletlerin kalkınması için gerekli bir yol olarak gözüküyordu. Çin, SSCB, Güney Kore ve Tayvan bu yolu kullanmıştı (Yağcı & Bakır, 2019, s. 25). Çin kendi kaynaklarını kullanarak ve tarımı kolektif devlet mülkiyeti üzerinden paylaştırarak büyük gelişmeler kaydetti. Büyük harcama kalemlerini hiçbir borç almadan komünler ile gerçekleştirdi. Fakat bu her zaman ileri doğru ilerlemedi. Büyük İleri Atılım Projesi’nde tahıl kıtlığı yaşandı ve tahminen 20-40 milyon insan hayatını kaybetti (Kerr, 2021, s. 168). Zedong parti içinde ve bazı kesimlerde imajını kaybetti ve eleştirilmeye başlandı. Bu nedenle Mao taraftarları ve diğerleri arasında iç savaşa gidecek kadar çatışmalar yaşandıysa da Mao bu grubu dağıttı. 1976’da Mao hayatını kaybetti. Yerine Hua Guofeng (1921-2008) atandıysa da partide fazla tutunamadı ve yerini Deng Şiaoping’e bıraktı. Şiaoping hemen reformlara başladı. “Dört Modernleşme” programını tanıtarak bunların; tarım, sanayi, savunma, bilim ve teknoloji olduğunu duyurdu. Kısmen de olsa serbest piyasaya izin verdi. Devlet destekli ve kontrolünde yabancı yatırımcıyı Çin’e çekecek politikalar izledi. Birçok teknolojik firma ve cihazlar ülkeye giriş yaptı. Birçok Çinli öğrenci yurtdışına gönderildi. Şiaoping’den sonra Jiang Zemin başa geçti. Sosyalist Pazar ekonomisi kavramını içeren devlet kontrolünde bir serbest piyasa politikası izledi. Yabancı yatırımcıların ucuz işgücünden faydalanabileceği politikalar izlemeye devam etti. Kırsal fakirlik azaltılması için vergiler kaldırıldı. Altyapı çalışmaları çok iyi hale getirildi ve Çin’de 40 olan yaşam süresi 65’e kadar yükseldi. Birkaç yüz milyon yoksul insan orta sınıfa geçti. Soğuk Savaş dönemi sona ererken Çin’in yalıtılmış durumu ekonomik durgunluğa sebep oluyordu. ABD başkanı Richard Nixon’un görevlendirmesiyle Henry Kissinger pinpon diplomasisi adı verilen bir strateji uygulayarak Çin ve Batı ilişkilerini düzeltmeye başlamıştır.

Çin’in Asya Dış Politikası

Deng Şiaoping’in iktidarında dışa açılım hareketleri ile ekonomik dönüşüm çabaları 20.yüzyılın sonlarında Çin’i en büyük ekonomilerden biri haline getirdi (Özdaşlı, 2015). Yabancı yatırımcı için çekici olan bir diğer unsur ise ülkedeki ucuz işgücü olduğu genel bir kanı ise de farklı yaklaşımlar da mevcuttur. Çin’deki işçilerin diğer işgücü ucuz olan ülkelere göre daha eğitimli, sağlıklı ve altyapı olanaklarının gelişmiş olması Hindistan, Güney Asya ülkeleri, Afrika ülkelerinden daha çok tercih edilmesine sebep olmuştur. Sermaye aslında demokratik kurumların yerleşikliğine değil, ülkedeki siyasi istikrarın gücüne bakmıştır (Yağcı & Bakır, 2019, s. 33). ABD ve Avrupa ülkeleri, Japonya’dan bu açıdan birçok yatırımcı çekti. Aynı zaman da Endonezya, Singapur, Malezya, Filipinler gibi birçok Asya ülkesindeki diasporalarını da kullanarak yatırım yapılmasını teşvik etti. Çin’in Asya ile ilişkilerini NATO ve ekonomik bağımlılık üzerinden incelemek bu bölgedeki dinamikleri anlamlandırma açısından doğru bir çerçeve sunar. Özellikle Xi Jinping’in 2013 yılında Kazakistan’da açıkladığı Kuşak ve Yol Girişimi (KYG) Çin’in Afrika, Güney Asya, Ortadoğu ve Avrupa arasında ticaret ve altyapı gibi büyük yatırımları içerir. Çin’e gelen yabancı yatırımların ilk üçünde Hong Kong, Tayvan ve Japonya bulunmaktadır (Çalık, 2011). Çin’in dünya da ekonomik olarak yükselişi ve dünya ticaretindeki sürekli artan payından ötürü çevresindeki Asya ülkeleri, Çin ile ilişkilerine yeni bir boyut kazandırmıştır. Örneğin 1960 yılının başlarında başlayan Çin-Sovyet anlaşmazlığı bugün başka bir açıdan değerlendirilmekte Çin ve Rusya kendilerini müttefik olarak görmektedir. Bu anlamda Çin dış politikasının Asya’da ve uluslararası boyutta faydacı bir yaklaşımı benimsemiştir denilebilir. KYG projesi de Çin’in uluslararası önceliklerinin ekonomik sürekli kalkınma ve askeri güvenlik olduğunu göstermektedir (Aydın, 2020). Asya ülkeleri ile ilişkilerini de ekonomik nüfuz alanı ve iş birliği örgütleri içerisinde değerlendirmektedir. Şangay İş birliği Örgütü’nün Orta Asya’daki ilişkileri ekonomik olmanın yanı sıra askeri ve siyasi iş birlikleridir. Terörizm ve bölgesel iş birlikleri konusunda bu örgüt çatısında faaliyet göstermektedirler. Örneğin Hong Kong, Tayvan, Doğu Türkistan gibi bölgeleri güvenlik konusu olarak nitelendirmiştir. Bunun yanında ağırlıklı olarak barış ve diplomasi yöntemini tercih ederek Batı ile arasını iyi tutmak istemiştir. Aynı zamanda Çin’in Orta Asya ülkeleri ile ilişkileri enerji konusunda yoğunlaşmaktadır. Kazakistan, Tacikistan, Türkmenistan gibi ülkelerden yüksek miktarda doğalgaz ve petrol alışverişi yapmaktadır. Karşılığında kendi ürünlerini Orta Asya’ya ihraç ederek büyük bir pazar payı elde etmiştir. Böylece karşılıklı fayda günümüzde giderek artmaya devam etmektedir. Bunun yanında Çin ve Orta Asya ülkeleri sınırlarını ve bölgelerini tehdit edecek anlaşmalarda birbirlerini koruma politikası da izlemişlerdir. Örneğin Doğu Türkistan konusunda Orta Asya ülkeleri Çin’i desteklemişlerdir. Çin’de Orta Asya ülkelerindeki terörist faaliyetlerin çözümünde her ülkenin kendi başına halletmesi gerektiğini vurgulamıştır (Yessirkepov, 2010). Özbekistan’daki 2005 Andican olayları sırasında Batı ülkeleri Kerimov yönetimini “diktatör” olmak ile suçlarken Çin hükümetin yanında yer almıştır. Asya ülkeleri 1990’lı yıllarda ekonomik olarak ivme kazandı. SSCB’nin dağılması ile neoliberal politikalar izleyerek ekonomik reform süreci geçirdiler. Aynı sırada büyük sermaye Asya kıtasına doğru aktı. Bu ülkeler; Japonya, Tayvan, Hong Kong, Güney Kore idi. Bu ülkelerin sahip olduğu dönüşüm sürecine etki eden faktörler Çin için daha farklıydı. Çin farklı bir ekonomik sistem ile gelişmesine devam etti, nüfusu ve kendi sorunları da gelişmesinin yavaşlamasına neden oldu (Yağcı & Bakır, 2019, s. 202).

Tayvan Sorunu

Tayvan Sorunu Çin için en önemli dış politika faktörlerinden birisidir. Çin ile Tayvan hükümetlerinin “1992 Mutabakatı” anlaşması ile ilişkilerinin devamlılığı hedeflenmiştir. Pekin, Tayvan ile “Tek ülke iki sistem” adı verilen bir yönetim şekli önermiş fakat bu Taipei tarafından reddedilmişti. ABD, Çin ile ilişkilerini pinpon diplomasisi ile yumuşattığı sırada Çin ve Tayvan “Tek Çin” olarak kabul edilmiştir. Bölgede ABD Tayvan’ı ekonomik, siyasi ve askeri olarak yılmaz destekçisi olmuştur. İki ülke arasında kurulan ilişkiye yön veren faktörlerden biri de bu nedenle ABD’dir. ABD buraya ilk kez 24 Kasım 1948 yılında yayınladığı bir muhtıra ile ilgilenmeye başlamıştır. Buna göre Tayvan’ın komünist Çin rejimi tarafından ele geçirilmesi halinde Tayvan’a ekonomik ve siyasi büyük yaptırımlar yapacağını söylemiştir. Tayvan’ın buradaki önemi Pasifik’te ABD güvenliği için jeopolitik önemidir. Özellikle 1997’de Hong Kong, 1999’da Makao’nun “Tek Ülke İki Sistem”e dahil olup Tayvan’ın olmaması, ABD’nin ilgisini daha da arttırmıştır. Bu nedenle küresel rekabetin de güdülediği bir silahlanma yarışı da vardır. ABD ve Taipei hükümeti tarafından imzalanan 1954 karşılıklı güven anlaşması ABD’nin buraya karşı bütün dış müdahalelere karşı çıkacağını göstermektedir. 1982 Bildirisi’ne göre ABD’nin Tayvan’a F-5G savaş uçağı satmayacağını bildirmesine rağmen buna uymayıp Tayvan ile ortak üretime geçmiştir. Yine Tayvan’a karşı silah satışına sınır getireceğini açıklayan ABD’nin buna uymayıp savaş uçağı ve silahlar satması bölgede gerilimi arttırmıştır (Orkan, 2021). 1995 yılında Tayvan başkanı Lee Teng-hui’nin ABD’ye gitmesi ile Çin bu hareketi bağımsızlık teşebbüsü olarak algılamıştır. Çin askeri tatbikatlara derhal başlamış Tayvan adasının karşısında bulunan bölgelere askeri güçler yerleştirmiştir. Aynı zaman da Tayvan’ın karasularını da içine alan bir şekilde askeri tatbikatlar gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine ABD Çin ile askeri bir çatışmayı göze alamadığından daha yatıştırıcı politikalar izlemeye başlamıştır. 2000’lere gelindiğinde özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra ABD ve Çin teröre karşı ortak tavır ve iş birliği kararı almıştır. Dönemin ABD başkanı George W. Bush ve ÇHC başkanı Jiang Zemin küresel teröre karşı beraber açıklama yapmışlardır. 2Fakat ABD Tayvan’ı desteklemekten vazgeçmemiştir. Barack Obama döneminde de Tayvan’a karşı duruş değişmemiştir. ABD bu dönemde 6,4 milyar dolarlık silah satışı gerçekleştirmiştir. Çin bütünüyle bu silah satışlarına karşı çıksa da ABD dengeyi korumak amaçlı Çin’in “Tek Devlet” stratejisini koruyucu politikalar izlemiştir. Xi Jinping döneminde de Çin’in Tayvan politikası değişmemiştir. Hatta Xi, diğer liderlerden daha çok güç kullanımını dile getirmiş, askeri yollarla çözümün de masada bulunduğunu dile getirmiştir. Tayvan’ın olası bağımsızlık hareketinin bir “felaketle” sonuçlanacağını söylemiş, bu konuya diğer ülkelerin müdahil olmamasını bu konunun Çin’in bir iç politikası olduğunu söylemiştir (Orkan, 2021). 2016’da ABD Başkanı olan Donald Trump döneminde Çin ve ABD ilişkileri ekonomik, askeri ve siyasi olarak en gergin dönemlerinden birini yaşamıştır. Asya-Pasifik bölgesinde rekabet yoğunlaşmış ve küresel güç mücadelesi halini almıştır. Bu sırada ABD 12 milyar dolar civarında askeri satış gerçekleştirmiştir. ABD donanmaları da Tayvan adasının etrafında konuşlandırılmış, uçak gemileri bölgeye yönlendirilmiştir. Tayvan’ın karşısında bulunan Fujian bölgesine anında cevap verebilmek için Çin, 400 bin kişilik ordu ve 500’e yakın savaş uçağı, 1200’e kadar da füze sistemleri konuşlandırmıştır. Son olarak Joe Biden döneminde ABD’nin Çin’e karşı duruşu değişmemiş hatta ticari ambargolar ve ekonomik savaş devam etmiştir. ABD Kongresi Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin ziyareti bölgedeki gerilimi en üst seviyeye çıkarmıştır. Çin bu hamleyi kışkırtıcı bir ziyaret olarak nitelendirmiş ziyaret gerçekleşirse sonuçları olacağını Çin ordusunun boş durmayacağını söylemişti (NTV Haber , 2022). Ziyaret gerçekleşince Çin ordusu büyük Tayvan karasularını da ihlal edecek şekilde büyük bir tatbikat düzenledi. Gerilim iyice tırmanmış oldu ve siyasi ve diplomatik çözümler yerine askeri müdahaleler daha fazla öne çıkmaya başladı.

Çin’in İç Politikası

Çin Halk Cumhuriyeti’nin yönetim şekli tek parti yönetimine dayanmaktadır. Çin Komünist Partisinin genel başkanı olarak seçilen kişi devlet başkanıdır. Komünist partinin kongreleri düzenli olarak 5 yıl arayla gerçekleşir. Bu kongreler sırasıd-bda Politbüro Daimî Komitesi üyeleri geleceğe yönelik planları tasarlar. Çin’in 1982 yılında kabul ettiği Anayasaya göre merkez organlar:

  • Çin Halk Cumhuriyeti Başkanlığı
  • Devlet Konseyi
  • Merkezi Askeri Komisyon
  • Ulusal Halk Kongresi
  • Çin Halkının Siyasi Danışma Konferansı
  • Yüksek Mahkeme ve Başsavcılık

Devlet Konseyi 4 adet Başbakan Yardımcısı, 5 Konsey Üyesi ve 25 bakandan oluşur. Başbakan, Devlet başkanı tarafından göreve getirilir veya azledilir. Devletin en üst organı ÇKP Merkez Komitesi’nin Politbüro Daimî Komitesidir. Bu komite hükümetten daha üst hiyerarşidir ve güçlüdür. Daimî Komite 7 üyeden oluşur. Bugünkü komitenin başkanı da Xi Jinping’dir. Başbakan da bu komite üyeleri arasında yer alır. Ulusal Halk Kongresi ülkede özel veya resmi idari bölgelerden, eyaletlerden, merkeze bağlı yönetimlerden oluşur. Üyeleri de 5 yıllığına seçilir. 2018 yılında Xi Jinping, Ulusal Halk Kongresi ve Çin Halk Siyasi Danışma Konferansı Ulusal Komitesi görüşmelerinde görev süresini 5 yılda 2 dönem ile uygulanan kanunu feshetmiştir.

Son Yüzyılda Çin

  • 1 Ekim 1949 Çin Halk Cumhuriyeti kuruldu
  • 1950-1953 yılında ÇHC’nin K.Kore’ye yardımı
  • 1955 I. Tayvan Boğazı Krizi
  • 1958 II. Tayvan Boğazı Krizi
  • 1962 Çin-Hindistan Savaşı
  • 1971 Ping-Pong diplomasisi ve ABD-ÇHC ilişkilerinin yumuşaması
  • 1976 Mao döneminin bitişi
  • 1978 Deng Xiapoing döneminin başlangıcı
  • 1979 Açılım ve Reform hareketleri
  • 1979 Çin- Vietnam Savaşı
  • 1989 Tiananmen Katliamı
  • 1993 Jiang Zemin döneminin başlangıcı
  • 1995 III. Tayvan Boğazı Krizi
  • 2012 Xi Jinping iktidara geldi
  • 2013 Kuşak ve Yol Projesi
  • 2022 Nancy Pelosi’nin Tayvan ziyareti ve gerilen ABD-ÇHC ilişkileri

Kaynakça

Armaoğlu, F. (2010). 20.Yüzyıl Siyasi Tarihi (17. b.). Alkım Yayınevi.

Aydın, F. (2020). Çin Dış Politika Dinamiklerini Anlamlandırmak. İş ve Hayat, 6(11), s. 142-155.

Çalık, Ü. (2011). Çin Ekonomisi (Mao ve Mao Sonrası Dönem). Liberal Düşünce Dergisi(64), s. 185-206.

Diamond, J. (2018). Tüfek, Mikrop ve Çelik (1. b.). (Ü. İnce, Çev.) İstanbul: Pegasus Yayınları.

Kerr, G. (2021). Kısa Çin Tarihi. (Ş. Alpagut, Çev.) Say Yayınları.

NTV Haber . (2022, 10 16). NTV : https://www.ntv.com.tr/dunya/abd-ile-cin-arasinda-tayvan-ziyareti-krizi-nancy-pelosi-kimdir-abd-temsilciler-meclisi-baskani-nancy-pelosi-kac-yasinda-nereli,vKk2vM-JqUuPu3gPLB7UEQ adresinden alındı

Orkan, K. B. (2021). Çin-Abd İlişkilerinde Güvenlik İkilemi: Tayvan Sorunu. Journal Of Business Innovation and Governance Dergisi, 4(1), s. 27-41.

Özdaşlı, E. (2015). Çin’in İpek Yolu Projesi ve Küresel Etkileri. Turkish Studies.

Özmen , İ., & Buluş, A. (2017). Başlangıçtan Bugüne Çin’i Anlamak (Mı) ? Medeniyet ve Toplum Dergisi, 1(1), s. 9-33.

Seidler, G. (2020). Doğu’da Siyasal Düşünce: Doğu Dünyasının Ortaya Çıkışı. (M. Tunçay, Çev.) İstanbul: Tarih Vakfı Yurt Yayınları.

Yağcı, M., & Bakır, C. (2019). Çin Bilmecesi: Çin’in Ekonomik Yükselişi, Uluslararası İlişkilerde Dönüşüm ve Türkiye. Koç Üniversitesi Yayınları.

Yessirkepov, S. (2010). Çin’in Orta Asya Politikası. Yüksek Lisans Tezi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir