AnalizDeneme

Çin’in Tek Çocuk Politikası ve Kadınlar Üzerine Etkisi

Tek çocuk politikası, 1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında Çin’in merkezi hükümeti tarafından başlatılan ve amacı ülkedeki aile birimlerinin büyük çoğunluğunu bir çocukla sınırlamak amacıyla hayata geçirilen bir nüfus planlama programıdır. Politikanın uygulanmasının arkasında bulunan motivasyon, Çin’in fazla olan nüfusunun büyüme oranını düşürmesidir.

1 Ekim 1949 tarihinde Çin İç Savaşı’nın Çin Komünist Partisi  tarafından kazanılmasının ardından Çin Halk Cumhuriyeti’nin kuruluşu ilan edilmiştir. Bu ilanla beraber artan nüfusu kontrol etmek için doğum kontrolü ve aile planlaması uygulamaları ülke içerisinde teşvik edilmeye başladı. 1960’lı yıllara gelindiğinde insanların erken yaşlarda değil, geç yaşlarda evlenmesi için bir propaganda çalışmaları başlatıldı. Doğum kontrolü politikasının uygulanması, kademeli olarak gönüllülük temelli bir doğum planlama programından devlet temelli kontrol yöntemine aktarıldı. Ancak bu hizmetlere rağmen nüfus artışı hızlı bir şekilde devam etti.

Devlet nüfus artışını engellemek ve ülkede yaşanacak olan gıda ve su krizlerinin önüne geçmek için 1970’li yıllarda yaptırımlarını arttırdı ve kırsal alanlarda doğum kontrolü ve kürtaj uygulamalarına başladı. Uygulanan politika kapsamında daha küçük ailelerin teşviki arttırıldı ve insanlara evliliklerin daha geç yaşlarda olması gerektiği doktrine edildi. Yapılan çalışmalar sayesinde beş yıl sonra kentsel doğurganlık oranı 1975’te yüzde 1,8’in, kırsal kesimde ise yüzde 4’ün altına düştü. Çin nüfusunun yaklaşık yarısının 21 yaşın altında olduğu göz önüne alındığında, her aile oldukça küçük olsa bile daha fazla büyüme kaçınılmaz oldu. 1982 nüfus sayımına gelindiğinde Çin nüfusu 1 milyarın üzerine çıktı ve hızlı büyüme eğilimi devam ederse, yüzyılın sonuna kadar Çin’de 1,4 milyardan fazla insan bulunacaktı ve bu da Çin’in iddialı modernleşme hedeflerini tehdit edecekti. Tehditleri ortadan kaldırmak için Tek çocuk politikası 1979’da sunuldu. Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi ve Devlet Konseyi’nin “Doğum Kontrolünün Güçlendirilmesi ve Nüfus Artışının Kesin Olarak Kontrol Edilmesine İlişkin Kararı” 1980 yılında resmi olarak duyuruldu. Devlet bu politikayla beraber çiftlerin bazı özel durumlar haricinde sadece tek çocuğunun olmasına izin veriyordu.

1980’lerde resmi hedef sıfır büyümeye ulaşmak ve 2000 yılına kadar nüfusu 1,2 milyar civarında tutmaktı. Bunu teşvik etmek için kadınlara üç yıla kadar ücretli hamilelik izni, yüzde 5-10 maaş artışı ve barınma, okul ve sağlık hizmetlerine ayrıcalıklı erişim gibi mali ve maddi imkanlar sağlanarak tek çocuğun yeterli olduğu halka özendirildi. İkinci çocuğu olan çiftler bu yardımlardan muaf tutuldu ve her ek çocuk için mali vergiler ve sosyal baskıdan devlet işlerinde kariyer fırsatlarının kısıtlanması gibi cezalara maruz kaldı. Özel önlemler ve uygulama prosedürleri eyaletten eyalete değişiyordu.

Tek çocuk politikası gönüllülük esasına dayalı bir doğum kontrol programı olarak ifade edilirken, kısırlaştırma, zorla kürtaj ve barınma ve ekonomi açısından yaptırımlar kullanılmış ve politikanın dünya çapında eleştirilmesi için büyük bir kaldıraç görevi görmüştür. Dünya üzerinde nüfusun böyle yöntemlerle kısıtlanması çok kırılgan ve tartışmalı bir ortama zemin hazırlamıştır. Yine bu politikaları uygulayan görevlilerin ceza ve ödül yöntemiyle teşvik edilmesi onlara motivasyon sağlamış, ve projenin ciddiyetini ve hassasiyetini bir hayli arttırmıştır. Merkezi yerlerde yaşayan halkın büyük bir kısmı devlet dairelerinde çalıştığı için bu uygulamalara uyum sağlamak zorunda bırakılmıştı. Ancak kırsal aileleri ikna etmek daha zordu. Birikimleri sınırlı olan ve devletten emekli maaşı alamayan köylülerin, yaşlılıklarında hâlâ kendilerine destek olacak çocuklara ihtiyaçları vardı. Evlenen kızlar geleneksel olarak kocalarının ailelerinin evlerine ve soyuna taşındıklarından, çiftliklerde ve ilgili işlerde çalışmak için bir erkek çocuk gerekliydi ve tercihen birden fazla erkek çocuk vardı. Kırsal alanda yaşayan insanları ikna etmek için şiddet, caydırıcı eylemler ve sıkı doğum kontrol uygulamaları planlandı. Ödül, ikna, gözdağı ve zorlamanın bir araya gelmesiyle 25 milyondan fazla insan kısırlaştırıldı ve kürtaj ve RİA yerleştirmelerin sayısı arttı, bu da doğum oranlarının 1981’de %21,1’den 1984’te %17,5’e kayda değer bir şekilde düşmesine neden oldu. 1985’ten bu yana, düzenlemelerin ayrıntıları eyaletten eyalete farklılık göstersede, ikinci doğuma ilişkin politikada yumuşama ve gerekliliklerde gevşeme meydana geldi. 2001 yılına gelindiğinde, eyaletlerin büyük çoğunluğu ikinci doğum koşullarını gevşetti; kırsal kesimde ilk çocuğun kız olması, çiftin tek çocuk olması ve tek çocuğun engelli olması koşulların esnemesi için gerekli olan kriterleri oluşturmaktaydı. Günümüze gelen süreçte tek çocuk politikasının başarıları küçümsenmemelidir. ÇHC’deki nüfus artışını 1979’da %11,6’dan 2005’te %5,9’a yavaşlattı ve nüfusu tahminen 250-300 milyon kadar azalttı. Toplam doğurganlık oranı 1979’da 2,8’den 2001’de 1,8’e düştü.

Tek çocuk politikasının kadınlar üzerine etkisini incelediğimizde temel uluslararası eleştirinin, bu politikanın kürtajla alınan, terk edilen veya kayıt dışı bırakılan ve büyük olasılıkla sağlık ve eğitim açısından dezavantajlı durumda olan yeni doğan kız çocuklarına karşı ayrımcılığı teşvik etmesidir. Tek çocuk politikasının 20 yıllık uygulaması boyunca, yeni doğan erkek çocukların kız çocuklarına cinsiyet oranı 1985’te 108,5’ten 2005’te 119’a yükseldi. Erkek çocukların doğum oranları kız çocuklarına oranla 125 kat daha fazlaydı. Çin’in dengesiz cinsiyet oranlarından cinsiyete göre seçilmiş kürtaj, kız çocuklarının öldürülmesi ve terk edilmesi ve bildirilmeyen kız doğumu gibi üç faktör sorumluydu. 1980’lerde Çin’de fetal cinsiyet tespiti için ultrason teknolojisine kolay erişim, bir erkek çocuğun doğumunu garanti etmeyi kolaylaştırdı. Pek çok engelli çocuğa ultrason muayeneleri ve modern teknikler yoluyla teşhis konuldu ve sonunda kürtaj yapıldı. 1986 ve 1990 yılları arasında 16.000’den fazla terk edilmiş çocuk Hunan eyaletindeki sivil işler departmanlarına getirildi. Ulusal düzeyde terk edilmeye ilişkin rakamlar eksik olsada, bazı tahminler çoğunluğu kız olmak üzere bebeklerin %4,5’inin terk edildiğini ileri sürmektedir. Tek çocuk politikası kentte ve kırsalda yaşayanlar için farklı standartlarla uygulandığından kırsal kesimde yaşayanların doğurganlık oranları kentte yaşayanlara göre daha yüksekti. 90’lı yıllarda, kırsal kesimdeki kadınların doğurganlık oranları 1,6 ila 2,0 civarındayken, kentsel kadınların oranları 1,1 ila 1,2 idi ve Şangay gibi bazı gelişmiş metropollerde nüfus artışının sıfır veya negatif olmasıyla sonuçlandı. Bunun sonucunda ekonomik kalkınma düzeyleri ve dengesiz doğurganlık oranları kırsal kesimdeki yoksul aileleri dezavantajlı hale getirmiştir ve tüm toplumu etkilemiştir.

Günümüze gelen süreçte doğum oranlarının çok azalması ve yaşlı nüfusun bir hayli artması sonucunda tek çocuk politikası 2015 tarihinde kademeli olarak önce iki çocuk projesine dönüştürülmüş, daha sonra her çiftin üç çocuğa sahip olmasına izin verilmiştir. Buna rağmen doğum oranlarının artmaması kültürel değişiklikler, aile yapılarının değişmesi ve sosyo-ekonomik dinamiklerin tarihsel olarak zedelenmesinden kaynaklanmaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir