Guillaume de Prémare: Türkiye’nin Dönüşü

Türkiye, Avrupa ülkelerinin güçsüzlüklerinin aksine, Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz’deki emellerine yeniden bağlanarak, bir kararlılık ve güç örneği göstermekte.
Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, iki ülke arasındaki karasularının sınırlandırılmasına ilişkin eski Türk-Yunan anlaşmazlığında yeni bir dönem başlatmayı seçti. Stratejik çıkar, özellikle Doğu Akdeniz’de hidrokarbon arayışında yatmakta.
Geçtiğimiz 25 Ağustos’ta Europe 1’de Sonia Mabrouk’un mikrofonuna konuşan Türkiye’nin Fransa büyükelçisi İsmail Hakkı Musa, ülkesinin bu doğal kaynaklara ihtiyaç duyduğunu, zira ülkesinin kullandığı doğal gaz ve petrolün büyük bir kısmını ihraç ettiğini yalın/dolambaçsız bir biçimde ifade etti. Bir bakıma diyebiliriz ki, tıpkı tarih boyunca tüm ulusların yapmış olduğu gibi Türkiye de bilinen çıkarlarını savunmakta.
Yunanistan da kendisi için uygun olan ve Türkiye’nin onaylamayı reddettiği anlaşmalara dayanarak çıkarlarını savunmakta. Akdeniz’in en büyük askeri gücü Fransa’ya gelince, Türkiye’nin Akdeniz’deki emellerini engellemeye yönelik olarak kendi çıkarları doğrultusunda tarihi müttefiki olan Yunanistan’ı desteklemeyi seçti.

Osmanlı İmparatorluğu’nun Veliahtları

Bu durumda, savaşıldıkça daha da çok çoğalan İslami gruplardan -“Hydre Islamique” şeklinde yazılmış haberde. Hydre, başı kesildikçe yerine iki tane baş çıkaran eski Yunan mitolojisinde Herkül’ü öldüren bir çeşit canavar- veya Avrupa’ya karşı iyi bir savaşa hazır olan Türkiye’den yardım istemek gerekli değil. Aynı gerginlikler, Recep Tayyip Erdoğan’ın İslamcı partisi dışındaki herhangi bir hükümet için de yaşanacaktı. Dahası Fransa bir nükleer güç ve Türkiye, Fransa’ya karşı bir savaş açamayacak veya yarın sabah gelip Fransa topraklarını işgal etmeyecek.

Bununla birlikte, en klasik tartışmalardan biri olan, Recep Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmasından bu yana Türkiye’nin geçirdiği dönüşüm de tüm ilgimizi çekmeyi hak ediyor. Türkiye bir şekilde medeniyet ve tarihsel temellerini yeniden keşfederek Osmanlı İmparatorluğu ile olan bağlarını tekrar oluşturuyor. Bir deniz davasının ötesinde, olayın bu boyutu da Avrupa ülkeleri tarafından oldukça ciddiye alınmalıdır.

Zayıf / Güçsüz Avrupa

İşte Avrupa kapılarındaki büyük bir ülkeyi içeren yeni bir durum: Büyük yüzölçümü, nüfus, uygarlık ve tarih. Avrupa; kalabalık, genç ve gururlu bir halk ile karşı karşıya. Türkiye’nin kişi başına düşen gayrisafi milli hasılası iyi bir düzeyde ve borçluluğu kabul edilebilir seviyeye yaklaşmakta. Ekonomi, sağlık ve eğitimin birleşiminden oluşan insani gelişim endeksi yükselmekte.
Ek olarak, Türkiye oldukça önemli bir askeri güçtür. Bu büyük ülke gitgide kendi kültürünü, dinini, tarihini ve İslam’ı da yanına alarak yeniden bir güçlü bir medeniyet olma yolunda ilerliyor. Bir bakıma Türkiye, saygı ve aynı zamanda korku uyandırıyor. Bunun tam aksine ise Avrupa ülkeleri gitgide daha az korku ve saygı uyandırıyor: Bugün Türkiye’yi güçlü kılan şey konusunda onlar zayıflar: Demografik açıdan zayıflar, kültürel ve dini kimlikleri açısından zayıflar, tek kelime ile uygarlık ve otorite olarak zayıflar.
Hepimiz tarihten alınacak dersler üzerine derin derin düşünmeli ve yeni bir dönüm noktası hayal etmeye başlamalıyız: Muhtemelen gelecek; gururlu, genç ve kalabalık halklara; sağlam din ve medeniyet temellerine dayanan güçlü uluslara ait olacak.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir