MENDERES HÜKÜMETİ’NİN KORE SAVAŞINA KATILMA SÜRECİ

MENDERES HÜKÜMETİ’NİN KORE SAVAŞINA KATILMA SÜRECİ

  1. II. Dünya Savaşı Sonrası Dünya ve Türkiye

2 Eylül 1945 tarihinde II. Dünya Savaşı’nın bitmesi ile dünya iki kutuplu sistemin içine evrilmeye başlamıştı. Bu iki kutuplu sistemin aktörleri, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) arasında ideolojik ayrım boyutuna erişmişti. Türkiye, coğrafi unsurları bakımından iki aktör arasındaki mücadelede tampon bölgelerden biri olarak yer almıştı. II. Dünya Savaşı sırasında, Türkiye uyguladığı “denge politikası” ile savaştan uzak durmayı başarabilmişti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü II. Dünya Savaşı sırasında sürdürdüğü “denge politikası”nı, Türkiye’nin coğrafi ve stratejik unsurlarını “güç dengesi oyunu” kurarak sürdürdü.[1] Denge oyunu, Türkiye’yi savaştan uzak tutmasını sağladı. II. Dünya Savaşı’nın sona ermesine yakın, Türkiye, San Fransisko Konferansı’na katılmak ve Birleşmiş Milletlerin kurucu üyesi olmak için 23 Şubat 1945 tarihinde Almanya ve Japonya’ya savaş ilan etti. Savaş ise 2 ay sonra sonlandı, Türkiye askeri açıdan savaşta yer almadı. Türkiye’nin son anda savaşa katılma tutumu Sovyetler Birliği ile olan ilişkilerin gerilmesine sebep olmuştu ve 19 Mart 1945 tarihinde Sovyetler, Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Paktı’nı (17 Aralık 1925) feshetmek istediğini bildirdi. Sovyetler bu antlaşmanın yeniden düzenlenmesini talep etti, bu talep doğrultusunda Sovyetler Birliği yeni bir taleple tekrar geldi, Boğazlarda üs ve doğu sınırının düzenlenmesine ilişkin istekleri vardı. Bu hususlardan ötürü Türk-Sovyet ilişkileri bir bakıma iyice gerildi. İki ülke arasında gerginlik iki ülkenin birbirlerine nota vermesiyle devam etti. Savaşın son yıllarında Türk-Amerikan ilişkilerinde iyileşme dönemine girildi. 1946 yılında bu hızlı gelişen ilişkiyi kanıtlayan bir olay vardır ki bu da Türkiye’nin ABD’deki Büyükelçisi Mehmet Münir Ertegün’ün cenazesinin ABD tarafından Missouri Zırhlısı ile İstanbul’a getirilmesidir. Bu olayın asıl amacı Sovyetler’e gözdağı vermek ve anti-komünist düşüncelerin yaygınlaşması idi. ABD Başkanı Harry S. Truman 12 Mart 1947 tarihinde “Truman Doktrini” diye anılacak olan açıklaması ile Sovyetler Birliği’nin “komünizmi yayma” düşüncesinden hareketle, “anti-komünist hareketlere destek” olarak açıklamalarda bulundu. Komünizm tehdidi altında olan ülkelere mali ve askeri yardım üzerine kurulu olan bu doktrinde Türkiye’nin destekleneceği kesin olarak belirtildi. Ve bu ekonomik yardım paketi adı altında geçen “Marshall Planı”na giden bir basamak oldu. 1948-1951 arası dönemde 16 ülke, Amerika tarafından ekonomik olarak desteklendi. Türkiye ise 12 Temmuz 1947 tarihinde Türkiye’ye yapılacak Amerikan yardımına ilişkin antlaşmayı imzaladı.

Savaş sonrası dönemde Türkiye, politik tutumunu Batı bloğundan yana kullandı. 1946 yılına gelindiğinde ise, Türkiye’de ilk defa çok partili hayata geçildi. 24 Temmuz 1945 tarihinde ise çok partili hayata geçişin ilk muhalefet partisi olan Milli Kalkınma Partisi Nuri Demirağ tarafından kurulmuştu. Çok etkin bir şekilde siyasi aktör olamayan parti 22 Mayıs 1958 yılında kendiliğinden kapandı.7 Ocak 1946 yılında ise Celal Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından Demokrat Parti (DP) kuruldu. 14 Mayıs 1950 seçimlerinden zaferle çıkarak CHP’nin 27 yıllık iktidarına son verecekti.

1950 Seçimleri ile beraber Türkiye yeni bir döneme girmiş oldu. 1950-1960 yıllarını kapsayacak olan Menderes Hükümeti, bu dönemde faaliyetlerine başladı. Menderes Hükümeti’nin seçimleri kazanmasından sonra yaptıkları en büyük faaliyet Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü’ne (NATO) katılması olmuştu.

  1. Kore Savaşı

Kore yarımadası 1910 yılında Japonya sınırlarına katılmıştır. 1945 yılında Japonya’nın yenilmesiyle birlikte Kore üzerinde yeniden güç savaşları başlamıştı.[2] Savaş sonrasında oluşan dünya sisteminde ABD ve SSCB kendi çıkarları doğrultusunda Kore Savaşı’nda da çıkar mücadelesine tutuştular. Sovyetler Birliği ve ABD arasındaki Soğuk Savaş’ın bir ürünü olarak Kore ayrı hükümetleri olan iki devlete bölündü. Her iki taraf da Kore üzerinde hak iddia etti ve sınır hattı hiçbir zaman kalıcı olarak kabul görmedi.[3] 1945 yılında Winston Churchill, Josef Stalin ve Franklin Roosevelt’in katılması ile yapılan Yalta Konferansı’nda 38. paralel sınır noktası kabul edilerek kuzey bölgesi Sovyetlere, güney bölgesi ise ABD’ye verilmiştir. Kore fiilen 1945 yılında ikiye bölünmüştür.

[4]

1948 yılında ABD, Güney Kore Cumhuriyeti’ni; Sovyetler ise Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. Sovyetler Birliği, yayılmacı politikasını Kore üzerinde de kullanmak istemiştir. Sovyetler; 25 Haziran 1950 yılında, Kore’yi tek bir komünist ülke olarak bütünleştirmek arzusuyla Güney Kore’ye savaş açmıştır. Savaşın açılmasından sonra, ABD hemen deniz ve hava kuvvetlerini Kore’ye göndermiştir. Birleşmiş Milletler (BM) ise, Güney Kore’de barışı sağlamak için ülkeleri yardıma çağıran karar taslağını kabul etmiştir.[5]

BM, işgalleri durduramadığı için General MacArthur’u[6] bir ordu ile beraber bölgeye göndermiştir. Bölgede BM Komutanlığı kurularak, BM kendisine üye olan tüm ülkelerden Güney Kore Cumhuriyeti için yardım etmeleri talebinde bulunmuştur. Güney Kore’ye yardımda bulunulması amacıyla, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 53 üye devletin destek verdiği kararın uygulanması için, BM tarafından yapılan çağrının ardından ABD, 30 Haziran günü Kore’de silahlı mücadeleyi başlattı. ABD dışında 15 üye devlet Güney Kore’ye asker gönderirken; 40’tan fazla üye devlet ise, malzeme yardımında bulundu.[7]

3.Türkiye’nin Kore Savaşı’na Katılma Süreci

14 Mayıs 1950 tarihinde yapılan Genel Seçimlerle beraber ilk defa CHP dışında farklı bir partinin zaferiyle sonuçlanmıştır. Demokrat Parti, seçimden galip çıkarak 19. Türkiye Hükümeti olan Menderes Hükümeti kurulmuştur. Menderes Hükümeti’nin yeni kurulduğu sıralarda Kore Savaşı patlak vermiştir.

Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’ndan sonra değişen dış politik tutumu Menderes Hükümeti’nde de devam etmiştir. “Sovyet tehlikesi” karşısında Batı bloğunda yer alma ve yalnız kalmama psikolojisi bu döneminde dış politika karar alıcılarının en önemli maddesi haline gelmiştir.

II. Dünya Savaşı’na katılmayan Türkiye için, DP iktidara geldikten sonra Kore Harbi’ne katılma düşüncesi halkı endişelenmiştir. 30 Haziran 1950 tarihinde, Kore’ye asker gönderme düşüncesi meclis gündemine oturmuştur. Menderes Hükümeti, meclis onayını beklemeden 25 Temmuz gecesi Bakanlar Kurulu toplantısı neticesinde almış olduğu kararla Kore’ye asker gönderme girişiminde bulunmuştur.[8]

Alınan bu karar, Sovyetler Birliği’ne coğrafi açıdan yakın olan Türkiye için çok normal bir durumdu. Amaç her ne kadar NATO’ya katılmak olsa da, Sovyet tehdidi dönem açısından dış politik tutumun belirleyici olmuştur. Sovyetler karşısında, NATO gibi bir oluşumun içerisinde yer alma fikri de Türkiye’nin savaşa katılmasının olumlu sonuçları arasında yer alacaktı.

CHP ise Kore’ye asker gönderme hususunda hükümetin yanında yer almıştır. Fakat muhalefet partilerinde genel olan düşünce anayasaya uygun bir şekilde hareket etmekti. Bu sebeple savaşa katılma, savaş ilan etme ya da barış yapma yetkisi TBMM onayına tabi tutulduğu belirtilerek, TBMM’den onay alınması gerekliliği savunulmuştur. Fakat Menderes tarafından ise bu durum, bir savaş kararı olarak nitelendirilmemiş, BM tarafından bir yardım isteği olarak değerlendirilerek TBMM onayına gerek olunulmadığı savunulmuştur.

Kore’ye asker gönderme fikri genel itibariyle olumlu karşılanmıştır. Sadece bu fikre karşı çıkan bir sivil toplum örgütü olan Türk Barışseverler Cemiyeti, bir bildiri yayınlayarak savaşa katılma fikrini desteklemediklerini beyan etmişlerdir. Bu cemiyetin, savaş kararını desteklememesinin nedeni ise kitle imha silahlarının sivil halka karşı kullanılması düşüncesinin varlığı idi. Menderes ise cemiyetin bu bildirisi karşısında, cemiyet üyelerini komünist eylemlere başvurdukları gerekçesi ile tutuklatmıştır. Menderes, bu olay neticesinde basına verdiği demeçte, hükümetin komünizmle olan kararlı mücadelesinin süreceğini söylemiştir.[9]

Türkiye sonuç itibari ile 25 Temmuz 1950 tarihinde, 4500 kişilik askeri kuvveti BM Komutanlığı’nın komutasına gönderdi. Tuğgeneral Tahsin Yazıcı emrindeki 259 subay, 18 askeri memur, 4 sivil memur, 395 astsubay, 4 bin 414 erbaş ve erden oluşan 1. Türk Tugayı, 17 Eylül 1950 tarihinde Hatay’ın İskenderun limanından yola çıktı ve 12 Ekim 1950’de ilk ekip Pusan Limanı’na vardı. Türkiye, ABD’den sonra bölgeye asker gönderen ikinci ülke olarak yer aldı. 26-29 Kasım 1950 tarihinde yapılan Kunu-ri Muharebeleri’nde Türk askeri çok kayıp vermesine rağmen, Amerikan 8. Ordusu’nu saldırıya uğramaktan kurtarmıştır. Birinci Türk Tugayı bu savaştan, 210 şehit ve 455 yaralı asker ile kurtulmuştur.[10]

İlerleyen süreçlerde Türkiye’nin yolladığı asker sayısı bir hayli artarak 6000‘den fazla olmuştur. 27 Temmuz 1953 tarihinde yapılan Panmunjom Antlaşması ile Kore Savaşı sonlanmıştır. Savaş sırasında yakalanan esirler takas edilmiş ve 38. paralel Kuzey ve Güney arasında sınır olarak kalmıştır.

Kore savaşı, Panmunjom Antlaşması ile sonuçlandığında Kuzey Kore, Çin ile Batı bloğu arasında tampon bölge niteliği kazanmıştır. Kore savaşı sonuçlandığında savaşın bilançosu çok ağır olmuştur. Savaşta 3 milyon insan hayatını kaybetmiştir. Savaş boyunca 56.000 ABD askeri, 600.000 Koreli asker, 500.000 Çin askeri ve 1,5 milyon komünist gerilla öldürülmüştür.[11]

[12]

[13]

3.Türkiye’nin NATO’ya Giriş Süreci

Sovyetler Birliği’nin yayılmacı politikası karşısında, Türkiye güvenlik stratejisi politikaları ile hareket ederek, NATO’ya girme amacıyla dış politika kararlarında bu bağlamda hareket etme gereksinimi duymuştu. NATO kuruluş aşamasında iken Türkiye, katılma talebini NATO’ya bildirmiştir. Fakat ABD ve İngiliz Büyükelçileri, Kuzey Atlantik Paktı’nın coğrafi bir savunma sistemi olduğunu bu nedenle de sadece bulunduğu coğrafyadaki ülkeleri içine alabileceği gerekçesini öne sürerek reddetmiştir.[14]

Milli güvenliğini sağlamak için uluslararası örgütlere girmeye çalışan Türkiye, Kore Savaşı’na çok fazla asker göndererek NATO içinde yer almak istediği için Kore’ye İngiltere’den daha fazla asker göndermiştir. 11 Ağustos 1950 tarihinde tekrar başvuru yapan Türkiye tekrardan red cevabı almıştır. Türk askerinin savaşta gösterdiği başarılar sebebiyle, ABD NATO’ya girişinde Türkiye’ye destek vermeye başlamıştır. 15 Mayıs 1951 tarihinde, ABD, Sovyetlerin komünizmi yayma düşüncesi karşısında Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya alınmasının teklifini sundu. Üye devletler arasında oylama yapılarak, Türkiye’nin Pakta alınması kabul edilmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise 18 Şubat 1952 tarihinde NATO’ya üyelik onayını yapmıştır ve Türkiye resmen NATO üyesi olmuştur.

4.SONUÇ

Kore Savaşı, Soğuk Savaş’ın ilk kez bu denli belirgin bir şekilde gözüktüğü çatışma olmuştur. Bu savaşta, dünyanın iki kutuplu sistemi Kore coğrafyasında da etkisini göstermiştir. 38. enlem olarak ayrılan Kore yarımadasında, Kuzey bölümü Sovyetlerin himayesi altına girerken, Güney bölgesi ise ABD’nin himayesinde kalmıştır.

Türkiye’nin, II. Dünya Savaşı boyunca sürdürdüğü denge politikası, onu dış politika da yalnızlaştırmıştır. Sovyetlerin savaş sonrası istekleri, Türkiye’nin güvenliği açısından tehdit oluşturmaya başladıktan sonra Türkiye dış politikadaki yalnızlığını Batı bloğuna girerek kırmaya çalışmıştır.

Türkiye’nin savaş sonrası değişen iç politika unsurlarında ise yoğun gelişmeler yaşanmıştır. Demokrat Parti, CHP’den sonra iktidara gelerek yeni bir dönemi başlatmıştır. İnönü’nün sürdürdüğü tarafsızlık politikası yerini batı yanlısı politikaya bırakarak Demokrat Parti’nin de bu politikayı devam ettirmesi ile Soğuk Savaş dönemi Türk dış politikası temelleri batı yönlü şekillenmiştir.

Soğuk Savaş’ın ilk belirgin çatışması olan Kore Savaşı, dünyayı etkisi altına almıştır. Türkiye ise, Sovyetler karşısında güvenlik önlemi olarak NATO’ya girme niyetinde idi. Demokrat Parti’nin iktidara gelmesinden sonra Kore Savaşı ve bu savaş sonrasında NATO’ya girmesi büyük bir başarı olarak değerlendirilmiştir. Kore Savaşı ile beraber Türkiye, uluslararası organizasyonlarda yavaş yavaş yer almaya başlamıştır.

Kore Savaşı, dünyada süper güç olma mücadelesi veren iki aktörün “Divide et Impera” (Böl ve Yönet) politikasının somutlaşmış örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Soğuk Savaş’ın en acı örneklerinden biri olan Kore Savaşı: 3 seneye yakın sürmüş ve 3 milyona yakın insanın öldüğü acı bir olay olarak tarih sahnesinde yerini almıştır.

KAYNAKÇA

AKŞİN, Sina,(vd.) ‘’Çağdaş 1908-1980’’,Cem Yayınevi, İstanbul, 2000.

SANDER, Oral, “Siyasi Tarih”, İmge Kitabevi, Ankara, 2012.

AKSOY, Mukaddes, “Kore Savaşı’nın Türkiye’de Demokrasinin Gelişimine Etkisi”, USOBED Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, c.3, Sa:1, SS. 1-12.

DUMAN, Doğan, ‘’ KORE SAVAŞI VE TÜRKİYE’DE SAVAŞ KARŞITI BİR ÖRGÜTLENME: TÜRK BARIŞSEVERLER CEMİYETİ’’, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, c.19, Sa:39, (2019), SS. 665-692.

ÇETİN, Şule, ‘’ Kore Savaşı’nın Türk Edebiyatında Uyandırdığı Akisler’’, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı ve Dergisi, c.58, Sa:1, (2018), SS.43-74.

https://www.milliyet.com.tr/kore-savasi-nedenleri-nedir–kore-savasi-na-turkiye-neden-katildi–molatik-8851/

Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2021.

https://www.bbc.com/turkce/multimedya/2013/07/130726_album_kore Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2021.

https://yenidenergenekon.com/1025-kore-savasi-ve-korede-turk-askeri/ Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2021.

https://www.belgeseltarih.com/kore-savaslari-kronolojisi/ Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2021.

https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/kore-savasi-77#:~:text=Sava%C5%9Fta%203%20milyon%20insan%20hayat%C4%B1n%C4%B1,1%2C5%20milyon%20kom%C3%BCnist%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BClm%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr. Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021.

  1. S. Akşin vd., “Çağdaş Türkiye 1908-1980”, Cem Yayınevi, İstanbul 2000, s.210.

  2. O. Sander, ‘’Siyasi Tarih’’, İmge Kitabevi, Ankara 2012, s.275.

  3. https://www.milliyet.com.tr/kore-savasi-nedenleri-nedir–kore-savasi-na-turkiye-neden-katildi–molatik-8851/

    Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2021.

  4. https://www.bbc.com/turkce/multimedya/2013/07/130726_album_kore Erişim Tarihi: 27 Mayıs 2021.

  5. M. Aksoy, ‘’ Kore Savaşı’nın Türkiye’de Demokrasinin Gelişimine Etkisi’’, USOBED Uluslararası Batı Karadeniz Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, c.3, Sa:1, (Haziran-2019), s.6.

  6. Douglas MacArthur: II. Dünya Savaşı sırasında Pasifik Cephesi’nde müttefikleri komuta eden Amerikalı ordu Generali.

  7. Doğan Duman, ‘’Kore Savaşı Ve Türkiye’de Savaş Karşıtı Bir Örgütlenme: Türk Barışseverler Cemiyeti’’, Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, c.19, Sa:39, (2019), s.669.

  8. Aksoy, agm., s. 7.

  9. M. Aksoy, agm., s. 8.

  10. Ş. Çetin, ‘’ Kore Savaşı’nın Türk Edebiyatında Uyandırdığı Akisler’’, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı ve Dergisi, c.58, Sa:1, (2018), s.48.

  11. https://www.tarihiolaylar.com/tarihi-olaylar/kore-savasi-77#:~:text=Sava%C5%9Fta%203%20milyon%20insan%20hayat%C4%B1n%C4%B1,1%2C5%20milyon%20kom%C3%BCnist%20%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BClm%C3%BC%C5%9Ft%C3%BCr. Erişim Tarihi: 2 Haziran 2021.

  12. https://yenidenergenekon.com/1025-kore-savasi-ve-korede-turk-askeri/ Erişim Tarihi:29 Mayıs 2021.

  13. https://www.belgeseltarih.com/kore-savaslari-kronolojisi/ Erişim Tarihi: 29 Mayıs 2021.

  14. M. Aksoy, agm., s. 9.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir