Nato İçin Kapıyı Kapatma Zamanı

İttifak Kendi İyiliği İçin Fazla Büyük -ve Fazla Provokatif-

Michael Kimmage

17 Ocak 2022

NATO ittifakı 21.yüzyıl Avrupa’sına uygun değil. Bunun nedeni, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in öyle olduğunu söylemesi ya da Putin’in ülkeyi tarafsızlığa zorlamak ve ittifakın genişlemesini durdurmak için Ukrayna’da daha büyük bir savaş tehdidini kullanmaya çalışması değil. Asıl neden NATO’nun ciddi bir tasarım kusurundan muzdarip olmasıdır: Doğu Avrupa jeopolitiğinin derinliklerine uzanan, çok büyük, çok kötü tanımlanmış ve kendi iyiliği için fazla kışkırtıcı olması.

Batı Avrupa’yı korumak için 1949’da kurulan NATO, başlangıçta bir zaferdi. İlerleyen Sovyetler Birliği’ni uzak tuttu, barışı korudu ve Batı Avrupa’nın ekonomik ve siyasi entegrasyonunu sağladı. Soğuk Savaş’ın sona ermesinden sonra, Amerika Birleşik Devletleri ile Orta ve Güneydoğu Avrupa’daki çeşitli ülkeler, ittifakın çarpıcı bir şekilde genişlemesini teşvik etti ve ardışık genişleme turlarında NATO’nun kapılarını bir düzineden fazla ülkeye açtı. Bugün ittifak, Kuzey Amerika, Batı Avrupa, Baltık ülkeleri ve Türkiye’yi kapsayan 30 ülkeden oluşan esnek ve üste bol gelen bir canavar. Bu genişletilmiş NATO, Sırbistan, Afganistan ve Libya’da askeri olarak yer aldığı için saldırı ve savunma arasında bocalıyor. İttifakın büyüklüğü ve misyonunun belirsizliği, NATO’yu büyük bir Avrupa savaşına dahil etme riski taşıyor.

Stratejik amacını basitleştirmek ve savunma kapasitelerini geliştirmek için NATO, daha fazla üye eklemekten açıkça ve açıkça vazgeçmeli. İttifak, uzun genişleme aşamasının sona erdiğini açıkça belirtmelidir. Yürütmesi zor olan açık kapı politikasını sona erdirmek ve Orta ve Doğu Avrupa’nın güvenlik mimarisini yeniden düşünmek Putin için bir taviz olmayacak. Tam tersine, yirminci yüzyılın en başarılı ittifakının yirmi birinci yüzyılda ayakta kalması ve zenginleşmesi için gereklidir.  

DAHA BÜYÜK DAHA İYİ DEMEK DEĞİL

Orijinal NATO ittifakının üç ana işlevi vardı. İlk ve en önemli şey savunmaydı. Sovyetler Birliği, II. Dünya Savaşı sırasında hızla batıya doğru hareket etmiş, bağımsız ulusları yutmuş ve kendisini büyük bir Avrupa gücü olarak sağlamlaştırmıştı. NATO bu eğilimi tersine çevirmedi, tersine Sovyetler Birliği’nin ötesine geçemeyeceği bir çevre kurarak onu yönetti. İkincisi, NATO, Batı Avrupa’nın endemik güvenlik sorununu ve özellikle Fransız, Alman, İngiliz karşıtlığının değişmesi sorununu çözdü. Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık’ı periyodik düşmanlardan kararlı müttefiklere dönüştürmek, kalıcı barış için bir reçeteydi. Son olarak, NATO, I. Dünya Savaşının ve savaşın neticelerine dair kafa karıştırıcı hesabın beceremediğini yaptı; ABD’nin Avrupa güvenliğine katılımını garanti etti.

1949’dan 1989’a kadar NATO tüm bu temel işlevleri yerine getirdi. Sovyetler Birliği, tanklarını hiçbir zaman Fulda Gap’ten göndermedi. Bunun yerine, Avrupa’daki Amerikan gücüne karşı koymaya, Almanya’yı dizginlemeye ve Doğu Berlin’den Prag’a ve Budapeşte’ye kadar bir Sovyet askeri varlığını sağlamlaştırmaya adanmış olan, NATO’nun Sovyet versiyonu olan Varşova Paktı’nı biçimlendirdi. NATO Batı Avrupa’da barışı o kadar etkili bir şekilde korudu ki, ittifakın bu işlevi neredeyse unutuldu. Fransa ve Almanya arasındaki savaş, Avrupa Birliği’nin nihai olarak yaratılmasını sağlayarak düşünülemez hale geldi. Vietnam Savaşı’na, Watergate’e ve 1970’lerin enerji krizine rağmen, Birleşik Devletler hiçbir zaman Avrupa’dan çekilmedi. Washington, 1989’da Avrupa güvenliğine 1949’daki yatırımından daha az yatırım yapmadı. Başka bir deyişle, NATO ittifakı mükemmel bir şekilde çalışmıştı.

Ama sonra dramatik bir yeniden tanımlama dönemi geldi. Başkanlar Bill Clinton ve George W. Bush, NATO politikalarını iki varsayıma dayandırdılar. Birincisi, NATO’nun Avrupa barışını ve güvenliğini garanti altına almak için en iyi araç olduğuydu. Fransız-Alman uzlaşı ruhu NATO ile birlikte genişletilebilirdi, bu yüzden fikir, ittifaksız bir Avrupa devletinin nükleer silahlar edinme ve haydut olma riskini azaltma yönünde ilerledi. Benzer bir şekilde, NATO genişlemesi Rusya’ya karşı bir korunma olarak görülüyordu. Almanya Başbakanı Helmut Kohl ve birçok Doğu Avrupalı ​​lider, 1990’ların anormal olduğunu ve Moskova’nın er ya da geç eski haline döneceğini sezdi. Öyle olduğunda, orijinal ittifak Sovyetler Birliği’ne karşı olduğu gibi, genişletilmiş bir NATO Rusya’ya karşı da siper olabilirdi.

NATO’nun genişlemesinin ardındaki ikinci varsayım, uluslararası düzen hakkındaki iyimser fikirlerden geldi. Belki de Rusya demokrasi yolundaydı ve bir Rus demokrasisi doğal olarak NATO ile işbirliği yapmaktan keyif alacaktı. Belki Rusya bir demokrasiye dönüşmüyordu, ancak yine de Amerikan liderliğindeki bir düzene borçlu olacaktı. 2003 yılında ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Politika Planlama Ofisi “NATO Rusya’yı Neden Davet Etmeli?” başlıklı bir makale yayınladı. Böyle bir şey olmayacaktı, ancak ABD’li politika yapıcılar, manyetik Batı modelinin Rusya’yı Avrupa’ya çekeceğini varsaydılar, henüz NATO’da olmayan bir dizi ülke gibi: Ermenistan, Azerbaycan, Beyaz Rusya, Gürcistan, Moldova ve Ukrayna. NATO ve Batılı siyasi model el ele yürüyecekti. NATO’nun şimdiye kadar ne kadar iyi çalıştığı göz önüne alındığında, daha fazla NATO, tanımı gereği daha fazla barış, daha fazla entegrasyon, daha fazla barış demekti.

‘’NATO, Doğu Avrupa’daki istikrarsızlığın nedeni değildir, ancak bölgenin istikrarsızlığından ayrı düşünülemez.’’

NATO’nun genişlemesinin ardındaki varsayımların ikisi de hedefin dışına çıktı. Yüzyıl ortası Batı Avrupası için yaratılan bir yapı, Soğuk Savaş sonrası Doğu Avrupası için pek anlamlı değildi. Orijinal NATO; Demir Perde, coğrafya ve siyaset tarafından sınırlandırılmıştı. NATO dışında, Avusturya ve Finlandiya’yı kapma niyetinde değildiler: onlar Batı güvenliğinin zorunluluklarını sessizce destekleyerek bağlılıklarını açıkça ortaya koymaları dışında tarafsızdılar. Üstelik, İkinci Dünya Savaşı’nın dehşeti, güçlü bir ulus-devletler geçmişine sahip olan Batı Avrupa’da milliyetçiliği alt üst etmişti. 1945’ten sonra, aralarındaki sınırlar hakkında öne çıkan hiçbir soru yoktu. Ne Sovyetler Birliği, ne Çin, hiçbir dış güç Batı Avrupa’nın sınırlarını değiştirmeye istekli değildi. Böylece NATO, olması gerektiği gibi, savunma amaçlı bir askeri ittifak olma konusunda başarılı olabilirdi.

Genişletilmiş bir NATO, Doğu Avrupa’da tamamen farklı bir şekilde işliyor. 2022’de Avrupa’nın doğu coğrafyasında NATO’nun genişlemesini kısıtlayan bir Demir Perde muadili yok. Bunun yerine, ittifak beceriksizce ve gelişigüzel bir şekilde Doğu Avrupa’ya yayılmış durumda. Kaliningrad bölgesi, Estonya’dan Karadeniz’e doğru eğik bir çizgide uzanan, NATO toprakları denizinde Rusya’nın küçük bir adasıdır. Yirmi birinci yüzyıl NATO’su, Rusya’nın batı sınırının nerede bittiği ve Avrupa’nın doğu sınırının nerede başladığı gibi 17. Yüzyıldan beri bazısı Rus emperyalizminden bazısı Batı istilalarından kaynaklanan sayısız savaşa neden olmuş bir sorunun tuzağına düşmüş durumda. NATO, imparatorlukların, ulus devletlerin ve etnik kökenlerin acımasız oyun alanında, yani Doğu Avrupa’da düzinelerce ayrım çizgisini gelişigüzel bir şekilde aşıyor. İttifak, bölgesel istikrarsızlığın nedeni değildir, ancak tarafsız olmayan bir varlık ve Rus düşmanlığının bir nesnesi olarak bu istikrarsızlıktan ayrı düşünülemez. Belki tüm Avrupa ülkeleri (Rusya hariç) NATO üyesi olsaydı, ittifak Moskova’ya karşı etkili bir siper olabilirdi, ancak durum bundan çok uzak.

NATO’yu genişletmenin beklenmedik tehlikeleri, ittifakın doğu kanadını anlaşılmaz kılan açık kapı politikasıyla birleşti. NATO’nun 2008’de Ukrayna ve Gürcistan’ın bir gün üye olacağına dair açıklaması, en iyi ihtimalle umut verici ve en kötü ihtimalle samimiyetsizdi. Yine de, Finlandiya ve İsveç’in potansiyel katılımı hakkında yapılan son görüşmelerde altını çizdiği gibi, NATO sınırının doğuya doğru hareket potansiyeli oldukça gerçekçidir. Dahası, Ukrayna hükümetinin NATO’ya girme dürtüsü, ittifakı bölgenin en patlayıcı etno-milliyetçi çatışmasına bulaştırdı; NATO özerkliği savunucuları Ukrayna’nın üyeliğini tamamen ittifakın açık kapı politikasını yücelten tüzüğüne veya Kiev’in müttefiklerini seçmesini Tanrı’nın verdiği hak olarak görse bile. Savunmacı bir ittifak, üye olmayan ve üyelik arayan bir güç ile bu üyeliği reddetmeye kararlı bir nükleer güç arasındaki çatışmayı ele alacak donanıma sahip değildir. Bu, NATO’nun ancak kaybedebileceği ve Polonya veya Litvanya gibi bir üye devletin Rusya ile Ukrayna arasında sürmekte olan savaşın içine çekilmesiyle ittifakın varlığını tehdit edeceği bir çıkmazdır.

Genişleyen bir NATO için ek bir risk, etrafındaki uluslararası düzendir. Rusya, Avrupa’da ABD liderliğindeki düzene katılmak yerine, kendi uluslararası düzenini inşa etmeye ve Amerikan gücünü kontrol altına almaya çalışıyor.  NATO’nun genişlemesi veya genişleme vaadi ironik bir şekilde, Putin’e bu çabasında yardımcı oluyor.  Batı ihaneti anlatısını destekliyor ve Rus kamuoyunun gözünde Rus müdahalesini haklı çıkarıyor. Rusya’da NATO, yabancı ve düşmanca olarak algılanıyor. Genişlemesi, Putin’in iç siyasi meşruiyetinin bir ayağı . Rusya’nın bir lidere ihtiyacı var, bu yüzden Moskova’ya hayır demek için kurulmuş bir ittifaka hayır diyebilecek Putin mantığı işe yarıyor.

SAVUNMAYA GERİ DÖN

NATO, daha fazla üye devlet eklemeyi alenen ve açıkça reddederek rotasını değiştirmelidir. Halihazırda katılmış olan ülkelere verdiği taahhütlerden asla geri dönmemelidir -Avrupa’da ABD’nin itibarı onlara saygı gösterilmesine bağlıdır- ancak 1990’larda NATO’nun genişlemesini destekleyen varsayımları yeniden gözden geçirmelidir. İttifak dünyanın en tehlikeli mahallelerinden birinde zaten aşırı yayılmışken, Ukrayna’yı dahil etmek stratejik bir çılgınlık olur. Batı’nın açık kapı politikasına bağlılığının absürt tiyatrosu Ukrayna’ya (ve Gürcistan’a) hakarettir ve zamanla Washington’a karşı kötü niyet oluşturacaktır. Herkes söylediklerinin gerçeklikle çeliştiğini bilse bile, Ukraynalılar ve Amerikalılar, suları bulandırıyor ve samimi konuşmayarak dikkatlerin dağılmasına davetiye çıkarıyor.

Amerika Birleşik Devletleri’nin doğu Avrupa’da Rusya ile başa çıkmak için öncelikle NATO’ya dayanmayan yeni bir stratejiye ihtiyacı var. İttifak, üyelerini savunmak için orada ve açık kapıyı kapatmak bunu yapmasına yardımcı olacak. Hiç şüphe yok ki, genişlemeyi sona erdirmek zor bir diplomasi gerektirecektir. ABD ve Avrupalı ​​yetkililerin sık sık tekrarlanan vaatleriyle çelişecek ve emsallerden kopması gerekecektir. Ancak kendi çıkarına hareket edemeyen ve çürütülmüş varsayımlara tutunan bir ittifak, kendisini içeriden baltalayacaktır. Hayatta kalmak reform gerektirir ve NATO’nun üyeliğinin kesinleştirilmesi bölgenin kompleksliğine, Batı modelinin egemen olmadığı uluslararası bir düzene ve yakın zamanda ortadan kalkmayacak olan Putin Rusya’sının revizyonizmine uygun bir yaklaşıma muktedir olacaktır.

Amerika Birleşik Devletleri ve onun Avrupalı ​​müttefikleri ve ortakları aynı zamanda Rusya ile müzakereler için kriz yönetimi, ihtilafın ortadan kaldırılması ve stratejik diyaloga odaklanacak yeni bir kurum önermeli. NATO bunda rol oynamamalı. Moskova’ya, belki de Putin’den sonra gelen lider için, NATO’nun Avrupa’nın güvenliğinin tek yolu olmadığı mesajını göndermeye değer. En önemlisi, Washington dikkatli hareket etmelidir. Statüko istikrarsız durumda ve ABD-Avrupa-Rus diplomasisinden kazanılabilecek her adım kazanılmaya değer. Böyle bir diplomasinin başarılı olma olasılığı azdır, ancak buna bir şans vermemek affedilmez bir hata olur.

Washington, Rusya ile yaklaşan çatışmalarda NATO’ya güvenmek yerine ekonomik devlet yönetimini kullanmalıdır. Avrupa Birliği ile birlikte Amerika Birleşik Devletleri, Rusya’ya Ukrayna ve diğer anlaşmazlık alanlarında baskı yapmak için bir dizi yaptırım, teknoloji transferini engelleyecek önlemler ve Rusya’yı Avrupa ve Amerika pazarlarından izole etme çabalarını uygulayabilir. Bu pek yeni bir fikir değil, ancak Rusya’nın modern olmayan ekonomisi ve göreceli mali zayıflığı, Rusya’yı bu tür önlemler için iyi bir hedef haline getiriyor.

Rusya ile yeni bir askeri çatışma durumunda, ABD olası tehditlerle başa çıkmak için (Rusya bir NATO üyesine saldırmadığı sürece) doğrudan NATO’yu dahil etmek yerine, müttefikleri ve ortaklarıyla geçici bir koalisyon kurmalıdır. 1991’den bu yana, NATO’nun dış topraklardaki başarısız sicili, Afganistan ve Libya’daki başarısız misyonları ile teyit edildi. Bu bölge dışı talihsizlikler, ittifakın hücum değil savunma oynaması gerektiğini kanıtlıyor.

NATO’nun açık kapısını kapatmak, Washington’un Rusya ile olan sorunlarını çözmeyecek. Bu sorunlar ittifakın çok ötesine geçiyor. Ancak NATO’nun genişlemesini sona erdirmek ittifaka daha fazla sınırlama ve daha fazla netlik kazandıran hediyeler vererek gerçekleşen bir meşru müdafaa eylemi olacaktır.

Çevirinin Orijinali:

https://www.foreignaffairs.com/articles/russia-fsu/2022-01-17/time-nato-close-its-door?utm_source=twitter_posts&utm_medium=social&utm_campaign=tw_daily_soc

  1. Kimmage, M. (2022, Ocak 17). Articles. Ocak 18, 2022 tarihinde Foreign Affairs: https://www.foreignaffairs.com/articles/russia-fsu/2022-01-17/time-nato-close-its-door?utm_source=twitter_posts&utm_medium=social&utm_campaign=tw_daily_soc adresinden alındı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.