Stratejik Göç Mühendisliği Kavramı ve Suriyeliler

Stratejik Göç Mühendisliği Kavramı ve Suriyeliler:

Yaklaşık 1700 yıl önce başlamış olan Orta Asya’dan Avrupa’ya yapılmış olan Avrupa’daki etnik yapıyı ve birçok olayı derinden etkileyen Kavimler Göçü’nün günümüzde de minimal bir şeklinin ülkemiz üzerine bu kez planlı bir şekilde yapıldığını ve yapılmaya çalışıldığını söyleyerek sözlerime başlamak isterim. Bin senedir bizim olan Anadolu topraklarına 2011 yılından bu yana planlı olarak yapılmak istenen, bir “Stratejik Göç Mühendisliği” projesi olan Suriye’nin içinin boşaltılması ve oradaki halkın Türkiye’ye yerleştirilmesi, boşalan topraklarda da bir Kürt devleti kurma hayalleridir.

Kayıtlı-kayıtsız 2011-2019 yılları arasında ülkemize gelen Suriyeli sayısı 5,3 milyon, diğer Asya ve Orta Doğu’dan gelen sığınmacılar ise 1,4 milyon civarındadır. Bu rakam ülkemiz nüfusunun yaklaşık %8’ini oluşturmaktadır. Dünyada en fazla sığınmacı Türkiye’de yaşamaktadır.

Stratejik göç mühendisliği hakkında çalışmalar yapan Amerikalı siyaset bilimci Kelly M. Greenhill stratejik göç mühendisliğini şöyle tanımlanmaktadır: “Stratejik göç mühendisliği tabiri, devletler ya da devlet dışı aktörler tarafından, belli bir bölgede yaşayan nüfusun güçlendirilmesi, zayıflatılması ya da muhtevasının değiştirilmesini sağlayan yollarla, askeri ve siyasi amaçlar dâhilinde kasti bir şekilde yaratılmış iç ve dış göçleri ifade ediyor… Mühendislik eseri göçleri yaratan araçlar, tehditten askeri güç kullanımına, kazanç vaadinden finansal teşviklere, hatta normalde kapalı olan sınırların açılıp basitçe geçişin kolaylaştırılmasına uzanan geniş bir skalayı kapsıyor.” (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 34)

Suriye’den ülkemize yapılan göçü stratejik göç mühendisliği olarak görmemizin sebebi geçmişte bunun üzerine yapılan atıflar ve izlenen politikalardır:

Lewis Planı: 1974 Arap-İsrail Savaşı’ndan sonra Arap ülkeleri ilk kez birlikte hareket ederek İsrail’i destekleyen batı ülkelerine karşı petrol ambargosu başlatmışlardır. Bu ambargo üzerine dönemin Amerikan Milli Güvenlik Danışmanı Henry Kissenger, ünlü tarihçi Bernard Lewis’ten Abbasilerden sonra ilk kez ortak milli bilinç ile hareket eden Arapların nasıl ayrıştırılabileceğini araştırmasını istemiştir. Bernard Lewis, değişik akademik çalışmalar ve yaptığı toplantılardan sonra yaptığı öneri Arap milli devletlerinin Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi etnisite ve mezhepsel merkezli olarak bölünmesi olmuştur. (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 35)

Kivunim Dergisi -İsrailli Diplomat Oded Yinon’un “Irak’ın 3’e Suriye’nin 4’e Bölünmesi” adlı tezinde: Irak’ın Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi Basra (Şii), Bağdat (Sünni), Musul (Kürt) şeklinde üçe, Suriye’nin ise Akdeniz kıyısında bir Nusayri devleti, Şam’da bir Sünni Arap devleti, Halep’te Şam’dakine rakip bir Sünni Arap devleti ve bir Dürzi devleti şeklinde dörde bölünmesi gerektiğini savunmuştur. (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 36)

Ralph Schoenman “Siyonizmin Gizli Tarihi” (01/1993) (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 37)

Neo-Con Bölünme Çağrısı (1996) (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 38)

11 Eylül Sonrası -7 Ülkenin Bölünmesi Kararı (2001): (Irak, Lübnan, Suriye, Libya, İran, Somali, Sudan) (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 39)

Avrupa Parlamentosu’nun Küresel Göç’ün Türkiye’de durdurulmasıyla ilgili açıklamaları (2001) (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 40)

Amerikan Silahlı Kuvvetleri tarafından yayınlanan Armed Forces Journal adlı dergide yayınlanan “Blood Borders –How a Better Middle East Would Look” adlı makale (2006) (Stratejik Göç Mühendisliği 2019, 41)

Türkiye-Suriye Sınırından Mayınların Temizlenmesi (2007-2013): Türkiye, Suriye sınırının kontrol altına alınabilmesi ve özellikle de kaçakçılığa mani olmak ve suçluların sınırı kolayca geçebilmesini engellemek için 1954 yılında 510 km uzunluğundaki bir bölümüne yer yer 350-400 m genişliğinde bir bant şeklinde 615,419 anti personel mayını döşemişti. Türkiye, Ottawa Sözleşmesi’ne 225 Eylül 2003’te katılmış, anlaşma 1 Mart 2004’te yürürlüğe girmiştir. Türkiye, 1 Mat 2014’e kadar tüm mayınları temizleme yükümlülüğü altına girmiştir. 2007-2013 arasında sınırımızdaki mayınlar anlaşmalı olarak temizlendi. Hatta temizleme ihalesinin 49 yıllık kullanım karşılığı bir İsrail firmasına verilmesi düşünüldü. Kamuoyu tepkisi bu adımın atılmasını engelledi. Temizlenen sınır bölgesinden sığınmacılar ve selefi cihatçı örgütler geçti ve geçiyor. Bir süre sonra mayınların yerine duvar örüldü. Mayınların temizlenmesinin masrafını ve duvar parasını Türk milleti ödedi. Mayınların sökülmesi K.M. Greenhill’in stratejik göç mühendisliğini tanımlarken ifade ettiği “…hatta normalde kapalı olan sınırların açılıp basitçe geçişin kolaylaştırılmasıeylemi sınırdan mayınların sökülmesini anlatmaktadır.

2019 yılında kayıtlı 3,8 milyon Suriyeli (yarısına yakını 18 yaş altında), Türkiye nüfusunun %4,63’ünü teşkil ediyor. Bugün Türkiye’deki yaklaşık 21,5 kişiden 1’i Suriyeli sığınmacıdır ve bunlar kayıtlı olanlardır. Kayıtsız Suriyelilerle birlikte toplamda 5,3 milyon gibi bir rakam ve nüfusumuzun da %6,46’sına teşkil ediyor. 2040 yılında kayıtlı veya kayıtsız 5,3 milyon olan Suriyeli sığınmacılar Türkiye’de kalırsa bu rakam -dünyada en yüksek doğurganlık oranlarından birine sahip olduklarını da unutmayalım- 10.405.000’e yükselecek. Türk vatandaşlığını da almaları durumunda ülkemizin nüfusunun yaklaşık %11,2’sini Suriyeliler oluşturmuş olacak, Türkiye’deki her 10 kişiden 1’i Suriyeli sığınmacı kökenli Türk vatandaşı olacak. Bu rakamlara daha Afgan, Iraklı, İranlı, Pakistanlı ve Bengaldeşli yüzbinleri de dâhil etmedik.

Özetleyecek olursam, Suriyeliler’in ülkelerine dönmesi stratejik göç mühendisliği ile ülkemizin içindeki ve dışındaki güçler tarafından engellenir ve Türk vatandaşlığı verilirse ülkemizin belirli bölgelerinde sığınmacılar tarafından ikinci bir millet ortaya çıkmış olacaktır. Özellikle güney sınırlarımızdaki Kilis, Şanlıurfa, Hatay, Gaziantep ve pek çok şehrimiz de Suriyeli yoğunluğunu da göz önünde bulundurarak buralarda yaşanacak iç karışıklıklar çok açık bir şekilde görülecektir. Milli birliğimizi ve toprak bütünlüğümüze karşı çok büyük bir tehdit olduğu daha şimdiden apaçık ortadadır. Sadece Suriyeliler değil diğer ülkeler üzerinden gelen özellikle Afgan, Pakistanlı vb. göçmenler, küresel ısınmanın etkisiyle ilerleyen yıllarda yaşanabilecek göçler, komşu ülkelerimizdeki savaşlar ve nüfus patlaması sebebiyle yaşanabilecek göçler ülkemiz için çok önemli bir tehdit oluşturuyor ve ülkemiz resmen bir mülteci ülkesi haline getiriliyor.

Lütfen bu büyük tehdidi görmezden gelmeyelim…

Kaynakça

Özdağ, Ümit. Stratejik Göç Mühendisliği . Ankara: Kripto Yayınları, 2019.

3 thoughts on “Stratejik Göç Mühendisliği Kavramı ve Suriyeliler

  • Mart 20, 2021 tarihinde, saat 9:58 pm
    Permalink

    Ağzına yüreğine sağlık kardeşim çok önemli bir konuya değinmişşin

    Yanıtla
  • Mart 21, 2021 tarihinde, saat 10:49 am
    Permalink

    Eline sağlık kardeşim güzel özetlemişsin

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir